Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac dün çok önemli bir şey söylemiş: “Türkiye, AB üyelik koşullarını yerine getirebilmek için bir kültür devrimi geçirmeli” demiş. Demek ki Batılı siyasetçilerin parlak olmayanları bile toplumların hayatında kültürün rolünü biliyor. Ve çok doğru bir saptama yapıyor.
Aynı saptamayı birkaç yıl önce Almanya Başbakanı Schröder de yapmıştı: “Türk toplumu, derin ve tarihsel bir dönüşüm geçirmeden AB’ye üye olamaz” demişti. Bunlar çok doğru sözler. Dikkat edelim: Jacques Chirac da, Gerhard Schröder de devlet, hükümet demiyor, toplum diyor. Meclisten istediğiniz kadar yasa çıkarın; eğer Türk toplumu belli bir anlayışa kavuşamazsa Avrupalı olamaz. Bunun en yakın örneğini Avrupa’nın göbeğinde sergiliyoruz. Paris’te, Berlin’de, Köln’de, Brüksel’de yirmi otuz yıldır yaşayan Türklerin çoğunluğu, içinde bulunduğu toplumun değerlerini kabul etmemekte direniyor. Hemen “ama geleneklerimiz, kültürümüz…” lafına sığınmayalım lütfen. İsveçli’yle evlenen genç kızı öldürmenin nesi savunulabilir.Bir Avrupa bulvarında yürüyen kötü bakışlı adamın üç adım gerisine takılmış kadınlar neyle açıklanabilir? Ellerinde palalarla, Atatürk kuklasını ateşe veren ve halifelik ilan eden kara sakallı, kara cüppeli kalabalıkların varlığı nasıl mazur görülebilir? Her evinde şakır şakır sıcak su akan Batı kentlerinde, üstü başı, vücudu kokan Türk toplulukları hangi geleneğe sığar? “Türk hamamı” kavramını yaratan toplumun eseri midir bu insanlar, yoksa bir bozulmanın, bir çürümenin, bir çarpılmanın örneği mi?Avrupalılar bu örnekleri her gün yaşıyor, gözleriyle görüyorlar. Eğri oturup doğru konuşalım. Adam öldüren katilleri “Türkiye seninle gurur duyuyor!” diye omuzlara almak Avrupalılık değeri değildir. Öğrencilere işkence yapan polisleri, toplumsal bir hoşgörüyle karşılamak hiç değildir. Aile meclisi kararıyla genç kızları öldürmek, hiçbir uygarlık tarafından kabul edilemez. Ve en önemlisi Atatürk Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlığa ulaşmak için yaptığı büyük dönüşümü geri çevirmek isteyenler, Avrupa liderlerini samimiyetlerine inandıramazlar.
Evet; Türk toplumu derin ve tarihsel bir dönüşüm geçirmeli. Aslında bu dönüşüm iki yüz yıldır geçiriliyordu ve Atatürk döneminde zirveye ulaşmıştı ama ne yapalım ki şimdi rüzgârlar Doğu’dan esiyor. Yine de umudumuzu kesmeyelim: Galiba bu sefer Batı, Türkiye’de çağ dışı rüzgârlar esmesine izin vermeyecek.
