DENİZ Baykal'ın, Mesut Yılmaz hükümetinin kurulmasına destek verirken söylediklerini bir kez daha hatırlamakta yarar var.
Ne demişti Baykal: "İktidarda yaptığı hatalar Refah Partisi'ni yıpratmıştır. Kurulacak olan hükümetin bir çözüm hükümeti olması mümkün değil. Bir seçim hükümeti kurulması ve ön çalışmaları süratle yürüterek Türkiye'yi erken seçime götürmesi en doğru çözümdür."
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de yakın çevresine bir erken seçimin şart olduğunu tekrarladığı biliniyor. Demirel'in siyasi tecrübesi, seçimden başka çözüm olmadığını vurguluyordu.
Ne var ki yeni koalisyon, Baykal'ın uyarılarına ve Cumhurbaşkanı'nın kaygılarına kulak vermedi: Bir çözüm hükümeti kurmakta direndiler.
Şimdi de "Önümüzü göremiyoruz. Yapısal değişikliklere gitmeye gücümüz yok. Ya CHP bizi yarı yolda bırakırsa!" diyerek çeşitli bahanelerin arkasına saklanıyorlar.
***
YEDİ - sekiz ay öncesini hatırlayın: Refah'ın uygulamalarına duyulan toplumsal tepki, patlamaya dönüşmüştü. Refah'ı protesto eden kitleler meydanlara sığmıyordu.
Daha önce Refah'a oy vermiş olan bazı kesimler bile, yolsuzluk dosyalarının hasır altı edilmesi gibi çeşitli nedenlerden dolayı Refah'ın aleyhine geçmişti.
Böyle bir ortamda seçime gidilmesi gerekiyordu.
Refah'ın birkaç puan gerilemesi bile, yükselişin durduğu ve doruğun aşılıp inişe geçildiği kanısını güçlendirecekti.
Seçim sonrasında ise, hiçbir parti Türkiye'yi bunalıma ve 28 Şubat gerginliğine sürükleyen Refah - Yol benzeri bir koalisyon kurmaya cesaret edemeyecekti.
Eğer bu öneriye uyulup da seçime gidilseydi, belki de Refah Partisi kapatılmayacak, sistem içinde yerini alacaktı.
Ne yazık ki bu akılcı yolu değil, zorlama yöntemini seçtiler.
Hesaplarına göre Refah Partisi kapatılacak, Tansu Çiller Yüce Divan'a gidecek, daha sonra dikensiz gül bahçesinde seçim yapılacaktı.
***
UZUN zamandır vurguladığımız gibi en büyük tehlike, halk kitlelerinin gönül verdiği Refah'ı ordu destekli devlet rejiminin durdurduğu görüntüsüdür.
Refah, başından beri bu resmi çizmeye çalışıyor.
Kapatılma kararından sonra yapılan gövde gösterileri ve Batı'ya yakınmalar, hep bu temel görüşü işliyor.
İktidarda yaptıkları ağır hataları unutturup, rejim mağduru olmaya uğraşıyorlar.
***
19 Mayıs'ta Ankara Hipodromu'nda toplanan yarım milyon kişi ise başka bir gerçeği haykırıyordu.
"Halk biziz! Türk tarihinin en büyük toplantısını yapıyoruz ve Refah'ı protesto ediyoruz" diyorlardı.
Refah'a devlet değil, halk karşı çıkıyordu.
Laik ve demokratik bir cumhuriyette yaşama iradesinin, yüz binlerce insan tarafından dışa vurulmasından daha güzel bir şey olabilir miydi?
Ne yazık ki yeni koalisyon, halka güvenmek yerine, devlet kurumlarına güvenerek işi bildiği yöntemlerle çözmeyi denedi.
***
TÜRKİYE'de esas çelişki yine gözden kaçırılıyor:
Temel sorun, Refah Partisi'nin yüzde 20'ler dolayında bir oy potansiyeline sahip olması değil, merkez sağ ve merkez sol partilerinin bölünüp, Refah'ın birinci parti olmasına izin vermeleridir.
Yerel yönetimlerin ve iktidarın Refah'a kaptırılmasının esas nedeni budur!
Bir an hayal kurup; CHP ve DSP'nin birleştiğini düşünün.
Ya da ANAP ve DOĞRUYOL'un tek partiye dönüştüğünü düşleyin.
Türkiye'de Refah bir daha iktidar ya da belediye yüzü görebilir mi?
Başka bir deyişle; eğer bu bölünmeler olmasaydı, Ankara, İstanbul gibi kentlerde Refahlı belediye başkanları olur muydu? Refah iktidara gelebilir miydi?
Bölünmeyi sağda ve solda, iki değil de dörder partiye çıkarın, bu sefer yüzde 20 değil, yüzde 10 oy alan bir radikal partiye iktidar olanağı sağlarsınız.
***
EĞER zamanında Deniz Baykal'a kulak verilip de seçime gidilseydi bugün daha rahat bir durumda olurduk.
Şu anda da Baykal'ın DSP'ye önerdiği işbirliği olanakları değerlendirilirse, önümüzdeki aylar ve yıllarda daha istikrarlı bir siyasi yaşama kavuşuruz.
Ne yazık ki ufukta böyle bir sağduyu işareti görülmüyor.
