SİYASET için söylenebilecek tek cümle şu: **Kimse önünü göremiyor.**

Ne parti liderleri, ne siyaset yorumcuları, ne de araştırmacılar biliyor neler olacağını.

Bir ülke düşünün ki; en büyük partisi kapatılmış. Geçen yıl başbakan olan politikacının milletvekilliği düşmüş, mahkemeye çıkmaya hazırlanıyor.

Millet Meclisi'nde en büyük grup bağımsızlar: **160 milletvekilinin partisi yok.**

Siyasi partileri rejimin temeli kabul eden anlayış büyük yara almış.

Sol ve sağ kendi içindeki mücadelesini sürdürmekte.

Merkez boşalmış.

Böyle bir ortamda ne siyasi tahmin yapılır ne de sağlıklı strateji üretilir.

***

DİKKAT ettiyseniz günlerdir Ankara siyasetini konuşuyoruz.

Gerçi beklendiği gibi Refah Partisi'nin kapatılması **Kalemli** olayını "Unutulmuşlar Müzesi"ne gönderdi ama Susurluk, Tansu Çiller'le ilgili Yüce Divan stratejisi, milletvekili transferleri hala gündemde.

***

OYSA hepimiz biliriz ki siyaset bir amaç değil, ülkenin sorunlarını çözmek için araçtır.

İç çelişkilerini dengeye kavuşturmuş bir siyasi ortamın, ülkenin gittikçe ağırlaşan sorunlarına çözüm getirmesi beklenir.

Ama Türkiye'de durum tam tersi!

**Siyaset başlıbaşına bir amaç olmuş.**

Varsa yoksa Ankara dedikoduları.

Ne komşularımızla ilişkiler, ne Avrupa Birliği'nden dışlanmamız, ne Avrupa'nın yeni Kürt stratejisi, ne İslam dünyasıyla ilişkilerimiz, ne petrol hattı pazarlıkları umurumuzda.

**Türkiye giderek pozisyon kaybeder ve sorunları içinden çıkılmaz hale gelirken, kendi iç çekişmelerine gömülmüş bir ülke görünümünde.**

Kadınların cenaze namazı kılıp kılmayacağı konusu bile, Avrupa'nın yeni Kürt stratejisinden daha çok yazılıp çiziliyor, ekranda konuşuluyor.

**Deneyimli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın da dediği gibi İtalya Dışişleri Bakanı Lamberto Dini, Sevres'in uygulanması gerektiğinden sözediyor ama bu önemli gelişme, basınımızda neredeyse hiç yankı bulmuyor.**

Ekranlar ise başka alem!

***

**TÜRKİYE freni boşalmış bir otomobil gibi yokuş aşağı, giderek artan bir süratle gitmekte.**

Ve işin kötüsü otomobilin sürücüsü yok!

Gündemi oluşturan, geleceği öngörerek strateji oluşturan yönetimler yerine, olayların peşine takılmış ve gününe göre taktikler uygulayarak ayakta kalmaya çalışan bir kadro var başımızda.

Herkes gözünü siyasi rakibine dikmiş.

Osmanlı da son döneminde böyleydi.

Ve o cihan imparatorluğuna ne olduğunu hep birlikte gördük.

**İşin kötüsü, bu sefer Mustafa Kemal mucizesi de görünmüyor ufukta.**

***

ESKİ İspanyolcada az bilinen ama çok güzel bir atasözü var: **Tanrım, beni kendimden koru!**

Galiba Türkiye'ye bu kadar yakışan bir dua yok bugünlerde.

Tanrım bizi bizden koru!

**Çünkü, bizim kendimize verdiğimiz zararı, hiçbir düşman veremez!**

İnsan durup durup Keçecizade Fuat Paşa'nın Avrupalılara söylediği ünlü söze hak veriyor:

**"Ne sağlam memleketmiş. Biz içerden, siz dışardan bu kadar uğraştığımız halde bir türlü yıkılmıyor!"**

Tek umudumuz bu sözün vurguladığı derin gerçeklikte!