CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın grup konuşması, Başbakan Mesut Yılmaz'a ve hükümete yönelttiği ağır suçlamalarla dolu.
Baykal, Başbakan'ı "imtiyazlı müteahhitler" yaratmakla ve ihalelere bizzat müdahale etmekle suçluyor.
Ayrıca arazi tahsislerinde haksızlıklar, yolsuzluklar yapıldığını, bakanların kendilerinden çıkarı olan işadamlarının uçağıyla gezilere çıktığını öne sürüyor.
Bunlar gerçekten çok ağır suçlamalar.
Demokratik bir hukuk devletinde, bu suçlamalardan herhangi biri için başbakanlar ve bakanlar hapse girer.
***
BAYKAL'ın konuşmasından sonra, önemli bir durumla karşı karşıyayız.
İki olasılık var:
Ya Baykal, siyasi çıkarı gereği Başbakan'ı ve bakanları haksız yere suçluyor.
Ya da Baykal'ın öne sürdüğü iddialar doğru.
İki durumda da Başbakan Mesut Yılmaz'a ve suçlamayla karşı karşıya kalan bakanlara, bir açıklama yapma görevi düşüyor.
Bu suçlamalar havada kalmamalı.
Başbakan Mesut Yılmaz, geziden döner dönmez bu iddiaları tek tek yanıtlamalı.
Eğer kendisine güveniyorsa ve çekineceği bir şey yoksa çıkıp demeli ki:
"Benim dönemimde hiçbir müteahhit kayırılmamıştır.
Hİçbir bakanım iş sahiplerinin uçağıyla yurt dışı gezilere gitmemiştir.
Ben de muhalefette ve iktidarda hiçbir işadamının uçağıyla seyahat etmedim.
ANAP'a yakın olan kişilere arazi tahsisleri yapılmamıştır.
Yıllardır 64. madde kapsamında olan bankalar, sırf bize yakınlıkları dolayısıyla işlemden kurtulmamaktadır."
***
Eğer Başbakan Yılmaz bu kesin ve net açıklamaları yapar ve "Hodri meydan!" diyebilirse, CHP lideri Deniz Baykal'a da konuyu ayrıntılarıyla kamuoyuna anlatmak görevi düşer.
Ama ne yazık ki biz işlerin bu noktaya geleceğini sanmıyoruz.
Herhangi bir demokratik hukuk devletinde ortalığı ayağa kaldıracak ağırlıktaki bu suçlamalar, yine suskunlukla karşılanacak ve unutulup gidecek.
Çünkü burası Türkiye!
