BUGÜNLERDE kendisinden en çok talepte bulunulan kişi CHP lideri Deniz Baykal. Herkesin Baykal'dan istediği birşey var.
Bu istekler seçim tarihinin ertelenmesi noktasında odaklanıyor. İşadamları, medya, bazı politik çevreler Baykal'a, seçimde ısrarlı olmaması için baskı yapmaya çalışıyorlar.
Ama iş bu kadarla kalsa gene iyi.
Yazıların ve taleplerin tümünü alt alta yazdığınızda Deniz Baykal'a yapılan tavsiyeler şunlar:
1. 28 Şubat sürecinde kurulan Mesut Yılmaz hükümetine destek vermenizden son derece memnunuz. Sakın bu desteği çekmeyin.
2. Bu hükümetle ilgili yolsuzluk iddiaları gökyüzünü tutsa bile siz bunları dile getirmeyin. Uslu uslu oturup, hükümete destek vermeye devam edin.
3. İrtica yasalarının çıkmamasını konu etmeyin.
4. Hiçbir zaman ve hiçbir koşulda seçim tarihi telaffuz etmeyin.
5. Eğer parti kamuoyunuz ve seçmeniniz sizi, bu hükümetin usulsüz uygulamalarından dolayı sıkıştırırsa, bunları duymamaya çalışın. CHP'nin yara alması pahasına hükümeti kayıtsız şartsız desteklemeye devam edin.
6. İrtica ile yolsuzluk arasında bir seçim yapmak zorundayız. Siz ağırlığınızı yolsuzluktan yana koyun. "İkisine de mahkum değiliz!" tavrını benimsemeyin.
7. Mesut Yılmaz'ın ortaklarına bile danışmadan ortaya attığı ekonomik kararlara koşulsuz destek verin.
8. Partinizi büyütmeye çalışmayın.
9. ANAP'ı en önde, CHP'yi de baraj altında gösteren güdümlü kamuoyu araştırmalarına ses çıkarmayın.
10. Mümkünse 2000 yılında bile seçim yapılmaması için çaba gösterin.
Ve...
11. Kaçınılmaz olan yerel seçimlerde sakın ANAP'ın karşısına çıkmayın. Onunla anlaşıp büyük şehirleri ve özellikle İstanbul'u ANAP'a teslim edin.
Zinhar güçlü bir adayla ANAP'ın karşısına dikilmeyin. Bu vatana ihanet anlamına gelir.
Bütün bunlar sonucunda CHP eriyebilir ama maksat ANAP sağolsun.
Bu ülke ANAP'a mahkumdur, CHP de ANAP'a mahkum olarak politika yapsın.
***
SHP'ye de yıllarca dayatılan buydu işte.
O günlerde yazdığımız yazıları hatırlıyorum.
Tarih şöyle yazacak demiştik:
"SHP bütün gücünü Demirel'i önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı yapmak ve Tansu Çiller'i başbakanlıkta tutmak için harcadı ve kendisi eriyip gitti."
Ve ne yazık ki aynen dediğimiz gibi oldu.
Türkiye'nin etkili ve tepkili zenginleri sosyal demokrasiyi bir alternatif olarak görmemekte direniyor.
Gözlerinin önündeki Avrupa örneğine rağmen, toplumdaki gelir dağılımı uçurumunu ve gerginlikleri hafifletecek bir sosyal demokrat kalkınma modelini benimsemiyor.
Sanki bu ülkede solun kaderi, sağ partilere payandalık etmek.
Hem de sağın, bu ülkeyi yönetmekteki beceriksizliği defalarca ispatlanmış olmasına rağmen.
Galiba esas sorun da burada.
Türkiye'nin gelişmiş bir demokrasiye kavuşmasının ön koşullarından biri burjuvazinin gelişmesi ve haftalık menfaat ufkunu hiç olmazsa ay ve yıl boyutuna çıkarması.
