Ne güzel bir rüyaydı; gülümseyerek uyandım, sizlere de anlatmazsam içim rahat etmez. Kuş gribi dünyayı sarıyor ama Türkiye’nin bu konuda içi rahat. Çünkü zaten açıkta, köy evlerinde tavuk yetiştirme gibi adetler çoktan terk edilmiş, bu iş modern tesislerde yapılıyor. Şehirlerin çevresi gecekondularla, onların yan duvarları da kümeslerle dolu değil. Ayrıca halk da bilinçli, çünkü eğitimli. Eskiden olduğu gibi birkaç karısı olan ve “Karılarımı alın, tavuklarıma dokunmayın!” diyen insanlara rastlanmıyor bu ülkede. Kadınların bir cinsel meta gibi görüldüğü ve kafes arkasında tutulduğu dönemler geride kalmış. Kadın da erkeğin yanında ülkenin kalkınması için çalışan bir yurttaş. Yok saçın göründü, başın göründü gibi ilkel tartışmalar çok gerilerde kalmış. Türkiye 40 milyon eğitimli, çalışkan nüfusuyla dünyaya örnek ülkelerden biri. Nüfus artışı kontrol altına alınmış. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleştirdiği devrimlerin meyvesini 21. yüzyılda topluyor. Açlıktan ölü tavuğu pişirip yiyen insanlara dünyanın başka bölgelerinde rastlanıyor ama Türkiye’de asla. Çünkü biz Cumhuriyet’le birlikte çağdaş eğitime, bilime, rasyonalizme geçtik. Kendimize Batılı kalkınma modelleri belirledik ve büyük bir heyecanla işe koyulduk. Eğer bunlan yapmasaydık halkı cahil bırakır; değerlerinden kopmuş, boşlukta sallanan bir insan kitlesi yaratır, sonra her şeyi bunların beğenilerine göre belirlerdik. Onlar kendilerine benzeyen insanları seçtiği zaman da “İşte halk iradesi. Demokrasi ne güzel şey!” der ve kendimizi avuturduk. Siyasetten sanata kadar ülkedeki her şeyin ölçüsü “kalabalık” olacağı için de bileşik kaplar misali durmadan geri giderdik. “Karılarımı alın, tavuklarımı almayın!” diyen adamın seviyesi, ülkenin genel seviyesini belirlerdi. Gelişmiş insanlar toplumdan kovulacağı için, başarılı olmak isteyen herkes kendini bu seviyeye indirmeye ve bu kitleye yaranmaya çalışırdı. Ülkenin en önde gelen entelektüelleri bile arabesk siyasetçiyle, arabesk sanatçıya yağ yakma yarışına girer ve bunu halkçılık, solculuk, “elitizm karşıtlığı” sayardı. İşte biz devrimler sayesinde bu büyük tehlikeden, yani halkı lümpenleştirip sonra onun her alandaki tercihlerini tek mutlak güç sayma fetişizminden kurtulduk. 1923’te bu rüyayı görmüştük.Bu bayram sabahında uyanmak istemeyişim bu yüzden. Çünkü kimi zaman gerçek o kadar acıdır ki yorganı başınıza çekip rüyaya devam etmeyi tercih edersiniz. Hepinizin bayramı kutlu olsun.