Büyük yazar Arthur Koestler, insanoğlunun anlamsız kavgalarına ve kendini yok etme isteğine dayanamayarak, karısıyla birlikte intihar edenlerden. Batıdaki birçok örneği gibi dünyanın yükünü sırtında taşıyan iki düşünür kendilerini yok ettiler. Bu intiharın ip uçlarını Koestler’in kitaplarında bulmak mümkün. Dünyayı umutlu bir başkaldırıyla selamlayan genç Koestler, insanlığı kurtarmak için neler yapmıştı neler! Kitap yazmış, dergi çıkarmış, İspanya iç savaşında cumhuriyetçiler safında çarpışmış ve coşkulu naralarla karşılamıştı hayatı. Yaşlandıkça insanlığı daha iyi tanımış ve kendi kendini yok eden bu yaratık türü karşısında dehşete düşmüştü. “Janus” adlı kitabında insanlığın yeni döneminin başlangıcının milat olmadığını, daha önemli bir tarih bulunduğunu yazıyordu: 6 Ağustos 1945. Bu tarih, insanlığın ilk kez atom bombasını kullandığı tarihti. Dolayısıyla insanoğlu ilk kez böylesine büyük bir kitle kıyımları yapabilecek bir döneme girmişti. Koestler, insan soyunun delirdiğine inanıyordu.
Koestler’in karamsarlığına katılıp katılmamak elinizde. Ama gene de haklı olduğu noktalar yok mu? Böylesine büyük deneylerden geçmiş, büyük mimari eserler, tablolar, senfoniler, romanlar yaratmış, uzayı keşfe hazırlanan ve bilimi bu derece, geliştimiş olan insanoğlu hâlâ vahşi dönemindeki gibi birbirini öldürüyor. Zaten ölümlü olan ve nefes aldığı dönemi yardımlaşarak, dünyayı biraz daha yaşanılır kılarak geçirmesi beklenen insan, ırk, din, dil, bölge, mezhep, parti, ideoloji diye bir takım kavramlar uğruna bölünüyor ve eline geçirdiği silahlarla katliama girişiyor. Bunu anlamak mümkün değil.
Bu yıl bayram, bir ölüm şenliği olarak algılanmalı. Çünkü yanı başımızdaki Irak’ta insanlık dramları yaşanıyor. George Bush’un, seçim zaferinden hemen sonra, yapılan operasyonlarla kan gölüne dönen Felluce sokaklarında yaşayan çocukları düşünün. Ne olduğunu anlayamadıkları bir çıkar savaşı uğruna, cehenneme dönmüş, elektriksiz, aç susuz bir şehirde silah ve siren sesleri duyuyorlar ve işgal altındaki kasaba ve köylerde yaşlılar öldürülmeyi bekliyorlar bir anlamda. Yaşamlar son buluyor. Utanç verici bir durum. Hangi düşünce ve kutsal amaç değer böyle bir yok oluşa? İnsanlık böyle bir ayıbı taşırken, buluşlarıyla, kültür birikimiyle ve gelişmişliğiyle nasıl övünebilir?Kısacası, Koestler gibi intihar etmeyelim ama bu bayram hepimize, içinde bulunduğumuz çılgın ortamı hatırlatsın.
