BÜYÜK jüriye ifade veren Clinton, belki de belden aşağısı yüzünden koltuğunu yitiren ilk başkan olacak.
Eğer böyle bir şey olursa herhalde ömrü boyunca kendi kendisine “Değdi mi?” sorusunu yöneltecektir. “Başkanlıktan olmaya değdi mi?”
Shakespeare, Kral Lear’e “Bir ata bir krallık!” dedirtir.
Clinton bu klişeyi tekrarlayacaktır sanırım; ama at sözcüğünü değiştirerek.
***
ÜLKELERİN bu tip olaylar karşısında gösterdiği tepki farklı oluyor.
Gazetelerde okuduğumuz kadarıyla Türkler, Clinton’ın istifa etmesi gerektiğini düşünüyorlarmış ama Amerikan halkı desteğini sürdürüyor.
Milletimiz namusludur.
Her türlü yolsuzluğu, hırsızlığı, gizli cinayeti kaldırır da, çapkınlığı kaldıramaz doğrusu.
Fransızlar, Mitterrand’ın metresini ve gayri meşru kızını bildikleri halde, başkanın özel yaşamına saygı gösterdiler ve bunu kullanmadılar.
Cumhurbaşkanının cenazesinde iki ailesi de hazır bulundu: Hem resmi hem de gayri resmi olanı.
Fransızlar bu konuyu fazla önemsemiyor.
***
AMERİKAN halkı da Clinton’ı desteklemekte.
Ne var ki başkanlarının Monica Lewinsky ile seks ilişkisine girmesini değil, bu konuda yalan söylemesini affedemiyorlar.
Amerikan başkanı yalan söylememeliymiş.
Sorun buradaymış işte!
***
AMERİKAN basınında bu yoldaki yazıları okuyunca şaşırıp kalıyorum.
Beyaz Saray’da hiç yalan söylenmediğini mi düşünüyorlar sahiden?
Bu kadar saf olabilirler mi?
Yoksa bizi mi kandırıyorlar?
Beyaz Saray ve Pentagon, Irak’ın Kuveyt’i işgalinden tutun da, Çöl Fırtınası’nın sonuçlarına, Şili darbesine kadar her konuda yalan söylemiyor mu?
Binlerce yalanın havada uçuştuğu ortamda, sıradan bir seks ilişkisi hakkında yalan söylense ne olur, doğru söylense ne olur!
Beyaz Saray, dünya politikasının belirlendiği yerdir ve gücü elinde tutan her odak gibi Makyavel ilkelerinden ayrılamaz.
Zaten bir anlamda iktidar olgusu, yalanı gerçek, gerçeği yalan gösterebilme gücü değil mi?
