DÜN değerli bir dostum dedi ki: "Demokrasinin bir tanımı da değişim olmalı. Mutlakiyet rejimlerinin değişmezliğine karşı, demokrasiler değişebilme ve değiştirebilme erdemine sahip."

Bu açıdan baktığınızda Türkiye'de her şeyin değişir gibi göründüğünü ama gerçekte hiçbir şeyin değişmediğini anlıyorsunuz.

Siyasetle uğraşan, tek mesleği profesyonel siyaset olan bin beş yüz kişi yıllardır değiştirilemiyor.

Yargı sistemi değiştirilemiyor.

Devletin suç örgütleriyle iç içe geçen niteliği değiştirilemiyor.

Binlerce cinayetin, "faili meçhul" sınıfına sokulması değiştirilemiyor.

Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan sistem değiştirilemiyor.

"Bal tutan parmağını yalar" sözü değiştirilemiyor.

"Devlet malı deniz, yemeyen domuz!" sözünün ifade ettiği gelenek değiştirilemiyor.

Yolsuzluk yapanın yanına kar kalması olgusu değiştirilemiyor.

Kentlerimizin giderek yaşanmaz hale gelme süreci değiştirilemiyor.

Trafik cehennemimiz değiştirilemiyor.

★★★

O zaman biz nasıl bir demokraside yaşıyoruz? Yoksa dünya literatürüne "oligarsik demokrasi" tanımını mı hediye etmeye niyetlendik?

★★★

DEĞİŞMEMEK umutsuzluğun öteki adıdır. Türkiye'de bu umutsuzluğun derin bir çaresizliğe dönüşmek üzere olduğunu gözlüyorum.

Son zamanlarda ziyaret etme olanağını bulduğum Adıyaman ve Kahta'da, Diyarbakır'da, Trabzon'da umutsuzluğun ve buna bağlı olan vurdumduymazlığın dalga dalga yayıldığını gördüm.

İstanbul'da konuştuğum yurttaşlar umutsuz. Medya ve iş çevrelerinde de umutsuzluk egemen.

★★★

TÜRKİYE'nin sorunlarını bilmeyen mi var? Yıllardır her şey yazıldı, çizildi, anlatıldı, uyarıldı, isyan edildi, kampanyalar düzenlendi, ışıklar söndürüldü ama ülkede değişen hiçbir şey yok.

Yaşar Kemal, 50'li yıllarda yazdığı Teneke'nin sahne uyarlamasında bir kahramanı şöyle konuşturuyor: "Dünya değişir Ankara değişmez!"

Gerçekten de soğuk savaş bitti, Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku çöktü, Avrupa bütünleşme sürecine girdi, dünya bilgisayarlarla birbirine bağlandı ama Ankara değişmedi.

Artık herkes bu değişmezliği bir kader olarak benimsemeye başlıyor ve "Ne olursa olsun! İnceldiği yerden kopsun!" diye mırıldanıyor.

Darbe söylentilerinin altında yatan gerçek bu derin ve koyu umutsuzluktan başka bir şey değil.

★★★

Not: Geçen günkü yazıda kullandığım "Bir ata, bütün krallığım" sözünü, Shakespeare Kral Lear'e değil, Üçüncü Richard'a söyletmişti. Hatırlatan okurlarıma, zahmetlerinden dolayı teşekkür ederim.