Cuma günü bu köşede yayınladığım “Cahiliye Dönemi” yazısına hem yazar arkadaşlardan hem de okurlardan çok olumlu tepkiler geldi. Buna karşılık iki okurumuz, bu yazıyı “halka tepeden bakma” olarak yorumlamış. Böylece bu iki okur tam da anlatmak istediğim konuya dikkat çekmişler. Önce bu arkadaşlarımıza konuyu açıklamayı düşündüm ama baktım ki Zafer Köse adlı çok düşünen, çok okuyan bir dost, harika bir mesaj göndermiş. Onun bazı cümlelerini aktarmanın yeterli olacağını düşündüm: “Kimin daha hızlı koşabileceği, daha fazla ağırlık kaldırabileceği konusunda bir görüş farkı olsa bile, bu kolaylıkla test edilebilir. Oysa kimin daha iyi düşünebildiğini anlamak için, kişinin düşünebilme yeteneğinin olması gerekiyor. Yani, hızlı koşanı fark etmek veya ağır kaldıranı seçebilmek için hızlı koşmak gerekmiyor, ağır kaldırmak gerekmiyor. Ama iyi düşünebileni anlamak için iyi düşünebilmek gerekiyor. Aynı şekilde, güzelliğin değerini bilmek için güzelliği bilmek gerekiyor. Bu durum, estetik ve entelektüel düzeyi yüksek insanlar için bir haksızlık gibi görünüyor. Ama bu bir olgu. İyi veya kötü olmasından daha önemlisi, bu duruma göre tavır belirlemek gerekiyor olması. Dolayısıyla, ‘değerden anlamak için değerli olmak gerekir’ gerçeğinden yola çıkmak, böyle yaşamak, böyle mücadele etmekten başka bir yol var mı?

Aslına bakarsanız yeni ve sadece bize özgü bir tartışma da değil bu. Schoppenhauer, insanların kendilerinden daha güzel, daha zeki, daha kuvvetli kişileri kolaylıkla kabul edebildiğini ama hiç kimsenin kendilerinden daha zeki olmasına tahammül edemediklerini yazmıştı. Kim bilir bu önemli filozof (diğerleri gibi), hayatı boyunca ne kadar küçük ve basit tartışmalara girişmek zorunda kalmıştı. Çünkü komşuları, arkadaşları, belki de ailesi onun beynini göremiyorlar, bilgi ve düşünme kapasitesini algılayamıyorlardı. Bizde de böyle kişilere en hafifinden “ukala” denmez mi! Oysa ukala, akıllılar demek. Bu sözcüğü aşağılama anlamında kullananlar, aslında aklı küçümsemekte olduklarının farkında bile değiller. Benim arzum; hayatını okumak, yazmak ve düşünmekle geçiren insanların da en azından bir doktor, demirci, otomobil tamircisi, bankacı, tüccar, mühendis gibi bir uzmanlık alanına sahip olduklarının bilinmesi. Bir astrofizik mühendisi konferans verdiği zaman “Hayır, ben başka türlü düşünüyorum. Bu da benim fikrim” denilmesi nasıl abes kaçarsa sosyal, siyasi, kültürel konularda da aynı durum geçerlidir. Bunun adı halka tepeden bakmak değil, emeğe ve birikime saygı göstermektir. Yoksa çeşitli dillerde binlerce kitap okuyan ve yıllarca düşünen insanların karşısına, 140 harflik bir tweet ile dünyayı açıklama modası çıkar ki, böyle bir dünyayı kimsenin arzulayacağını sanmıyorum.