Pazar günü öğleden sonra Beylikdüzü’ndeki Kitap Fuarı’ndaydım. Önce, editörüm Deniz Yüce Başarır’la birlikte “Yazardan Yayıncıya” başlıklı bir konuşma yaptık, sonra da bir salonda kitaplarımı imzaladım. Müthiş bir şenlik duygusu vardı fuarda. Çoğunluğu genç, binlerce insan öyle bir yoğunluk oluşturmuştu ki, o koca fuar alanında yürümek, bir yerden bir yere gitmek bile çok zordu. Bu gençlerin çoğunun kız olduğunu, azımsanmayacak bir sayıda olanlarının da baş örtüsü taktığını belirtmeliyim. Başını örten bu kızlarımız yalnız dini ya da muhafazakâr kitaplar satan yayınevleriyle değil, her türlü kitapla ilgileniyorlardı. Bizim konuşmaya ve imza gününe de epey rağbet ettiler. (Ama bu benim için yeni bir şey değil. Zaten yıllardır konserlerimde görürüm onları. Büyük bir coşkuyla şarkılarımı söylerler.) Fuarın lideri Bülent Ünal incelik göstererek bir ara imzamıza uğradı. Kadim dostumun yorgunluğuna, 31 yıl önce başlattığı bu girişimin dev boyutlara gelmiş olmasının yarattığı sevinç ve zafer duygusu da eklenmişti. Kitap okuyanların yüzlerine bambaşka bir aydınlık vuruyor. Bunu, konuşmamda da söyledim. Gerçekten okurların yüzüne bakın; kinle, intikamla, fesatla, kıskançlıkla kararmış bir sima göremezsiniz. Dünyaya hep iyi niyetli, aydınlık gözlerle bakarlar. Bu sefer de kitap fuarında binlerce aydınlık yüz görmenin mutluluğunu yaşadım. Sağ olsunlar, her seferinde gösterdikleri büyük ilgiyle beni mahcup ediyorlar ama ne yazık ki bazı zorunluluklar, bu dostlarla istediğimiz gibi görüşmemizi engelliyor. Salon kapıları daha başlangıçta kapatılmak zorunda kalınıyor, çünkü sonunu almak imkânsız. Buna rağmen dört saat kitap imzalamak benim yaşımdaki bir insanı çok yoruyor. Çünkü okurların kuyrukta saatlerce beklediğini bilmek, üzerimde büyük bir baskı oluşturuyor. Bir matbaa makinesi kadar hızlanmaya çalışıyorum. Biliyorum ki çoğu konuşmak, sohbet etmek, kafasındaki soruları aktarmak istiyor ama arkada bekleyenlere duyduğumuz saygı, bunu yapmamızı engelliyor. Bunun için herkesten özür diliyorum.
Bir özür de fotoğraf konusunda: Pazar günü, bana yardımcı olan arkadaşlar, flaşların kapatılması için epey mücadele verdiler. Konserlerde de aynı şey oluyor. Belki bunu anlamsız bir kapris sananlar olmuştur diye açıklamak istiyorum. Sol gözümden ciddi bir ameliyat geçirdim. Patlayan her flaş gözümü mahvediyor, doktorum beni bu konuda çok uyarıyor, bunun için hem okurlarımdan hem konserlerdeki dinleyicilerimden anlayış bekliyorum. Zaten her flaşın, elli güneş ışığına bedel olduğunu öğrendim. Müzelerde bu yüzden flaşlara izin verilmiyormuş. Eeee, biz de artık müzelik kategorisine girdiğimize göre, aynı özenin gösterilmesini talep etmemiz normal karşılanmalı. Kitap imzalarken; dostlarının, ailelerinin doğum gününü kutlamamı isteyenlerden tutun da, evlenme tekliflerine yardımcı olmama ya da karnındaki çocuğa isim koyarak imzalamamı isteyene kadar çok değişik taleplerle karşılaşıyorum. Bir de güzel sözler söyleyenlerle tabii. Bu okurlardan birisi, yeni çıkan “Edebiyat Mutluluktur” adlı kitabımı imzalatırken şöyle dedi: “Benim için edebiyat tedavidir.” Evet, benim için de öyledir. Bizler yaralarımızı edebiyatla, müzikle, sanatla sararız. Yaşasın kitap ve edebiyat dostları.
