SABAH bugün, Nejat Eczacıbaşı’nın anılarını yayınlamaya başlıyor. Müthiş ifşaatlarla dolu ve yakın tarihteki gizli kapaklı siyaset oyunlarını açığa çıkaran anılar değil bunlar. Bir karanlık devrin öyküsü değil. Bir zarafet öyküsü! Sanat ve kültürle yoğrulmuş bir ömrün iz düşümündeki pırıltılı sayfalar.

Nejat bey, kişisel zarafetinin yanı sıra, Türkiye’de zengin olup da sanata ve kültüre gerçek bir ilgi duyan ender “burjuva”lardan birisiydi. Çünkü bizde zengin dediğin, parayla pulla, krediyle, faizle, kimin kime ne kadar kazık attığıyla ilgilenmekten, bırakın sanatı, doğaya bile bakamaz olur. Bu tiplerin çoğunluğu ne bir kitap okur, ne bir şiirden zevk alır, ne de bir sanatsal derinliğin tadına varır. 24 saatleri, Ankara kulisleriyle, kararnamelerle, bankacılar arasındaki gladyatör kavgalarıyla ilgilenerek geçer. Dünyada neler olup bittiği, ilgi alanlarını dışındadır. Evlerinde kurulu olan dev antenlerden yayın yapan yabancı kanalları izlemezler. Zaten dil de bilmezler. Kültür hazineleri, gençlik yıllarından kulaklarında kalmış olan “Unutamazsam beni nokta noktam” kabilinden birkaç manzume kırıntısı ile uzun meyhane gecelerinde arkadaşlarının omuzlarına yatıp ağladıkları alaturka şarkıların, bir türlü vitese geçmeyen otomobil gibi, geniş vibratorlarla söylenen dizileridir.

İşte Nejat beyin önemi de burada. Nejat bey beyin önemi de burada. Nejat bey, bu insanlara çevrili bir ortamda iş yapan ama aynı zamanda Hendel dinleleyebilen, Gustav Klimt seyredebilen, Friedrich Durenmatt okuyabilen bir çapın adamıydı. Arkaik şark pazarlarının bezirgan ilişkileriyle, aristokrat bir dünyanın ince ayar zevklerini aynı anda görebilen ve bu garip karmaşayı, çok gelişmiş bir diplomat nezaketiyle sürdürebilen bir kişilikti.

Avrupa’da gücü aristokratların elinden alan burjuvalar ilk başta esnaf estetiğinin dışına çıkamayan, kaba saba adamlardı ama zamanla yaşam kalitesinin peşini düşüp, yapılan işlere faydacılığın dışındaki bir perspektifle, estetik boyutuyla bakmaya başladılar. Ve böylece Marks’ın da çok önemsediği “burjuva sanatı” denilen bir zenginlik doğdu ve bu sanat gelecek kuşaklara önemli bir miras olarak aktarıldı. Bizim de bir biçimde “esnaf estetiği” kalıplarını kırmamız gerekiyor.

Ben Nejat beyi kişi olarak çok sever, bir sanat ve kültür “mesen”i olarak saygı duyar ve onun Türkiye’de üstlendiği rolü çok önemserdim. Çünkü büyük şair Gülten Akın’ın,”Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya” diye tanımladığı ve gittikçe barbarlaşan Türkiyemizde, Nejat beyin temsil ettiği soylu tavrın gelişmesi gerektiğine inanıyorum. “Bezirgan estetiği” nden ve “Kapalı Çarşı Barok”undan kurtulmanın yolu biraz da Nejat beylerden geçiyor.