Ankara’da bir taksiye bindim. Şoför arkadaşla çene çala çala gidiyoruz. Uğur Mumcu Caddesi’nden geçerken iki yanda yabancı isimli lokantalar ve şık dükkânlar dikkat çekiyor ama ne olursa olsun Ankara’nın bir Anadolu kenti olduğu belli. Çünkü Anadolu kentlerinde dolaşırken her caddede, kent dışında yükselen çıplak bir dağ zirvesi çarpar gözünüze. Caddeler dağla sonlanıyor gibidir.Ankara’da da öyle. Onca şıkırtılı, yabancı isimli dükkânın arasından geçerken uzakta çıplak, gri bir dağ gözlüyor sizi. İstanbul’da böyle bir şey imkânsız. Şoför arkadaş dertli mi dertli.”Canımdan bezdim” diyor. “Arabayı satmak zorundayım. Çünkü artık masrafını bile çıkaramıyorum. Yeni hükümetten umutlanmıştık ama hiçbir şey düzelmedi. Bankaya borcumuz var. Kredi faizleri düşer diye bekledik, düşmedi. Yakıta zam üstüne zam geliyor. Ailemi geçindiremiyorum. Çaresizim.”Sonra bir taksi durağının yanından geçiyoruz. Ben diyeyim on beş taksi bekliyor durakta, sen de yirmi. Belli ki iş yok. Dükkânlar boş, esnaf dertli. O gün öğleden sonra beni sokakta çeviren esmer, gözleri derine batmış ve üç günlük sakallı yüzünde büyük bir hüzün ifadesi olan birisi “Yandık biz!” diyor. “Yandık biz; açız, açığız, perişanız. “Böyle milyonlarca insan var. Türkiye yoksul, aç ve çaresiz. Aynı gün CHP Milletvekili dostum Bülent Tanla’nın araştırmasını okuyorum. Sokakta rastladığım insanları doğrulayan bir araştırma bu. Türk halkının parasının bittiğini belgeliyor. Halk artık birikimin, dayanışmanın sonuna gelmiş, bıçak kemiğe dayanmış. Türkiye’mizde A grubu aileler İngiltere düzeyinde yaşıyor. B grubu aileler İtalya, C grubu aileler Peru, D grubu aileler Bangladeş-Pakistan, E grubu aileler ise Uganda düzeyinde. Alt sıralarda olan aileler nüfusun yüzde 85’ini oluşturuyor. Hayatın karşımıza çıkardığı insanlarla bu veriler birleşince “Ah Karacaoğlan” diyorum “Sanki bugünleri görmüş gibi yazmışsın.” “Bir ben değil, cümle alem perişan!”