Baskı karşısında alınan ani kararlarda kişiliğimiz kadar içinde yetiştiğimiz kültürün de etkisi var. Kendinizi bir pilot olarak düşünün. İneceğiniz havaalanı sise bürünmüş, göz gözü görmüyor. Uçağı bu durumda indirecek teknik donanım da yok. Ve sizin pilot olarak hemen bir karar vermeniz gerekiyor:Ya her türlü kötü ihtimali düşünerek “75 kişinin canını tehlikeye atamam. Bir aksilik olursa bedeli çok ağır olur! ” diye düşünecek ve uçağı başka bir havaalanına yönelteceksiniz;Ya da diyeceksiniz ki: “Evelallah inerini ben. Gerçi göz gözü görmüyor ama dur bakalım; hayırlısıyla ineriz. Bir deneyelim. “Biz Türkler, dünya ulusları arasında daha çok ikinci gruptaki gibi düşünen insanlarız. Diyarbakır’a düşen uçağa ilişkin açıklamalar, pilotun bir Türk gibi düşündüğünü ve cesaretini denediğini gösteriyor. Belki de daha tedbirli bir ulusa ait pilot yönetiminde olsaydı, o uçak başka havaalanına yönlenmiş ve bu kadar insan ölmemiş olacaktı. Amacım zaten hayatını kaybetmiş olan pilotu eleştirmek değil. Allah rahmet eylesin! Ama bu olay gözümüzü açmalı. Biz her gün böyle riskli kararlar veriyor ve tehlikeyi göze alıyoruz. Bunun en çarpıcı örneği trafikte yaşanıyor. Karayollarımız mezbaha gibi. Her yıl on binin üstünde ölü, yüz binlerce yaralı. Türkiye’ye, herhangi bir savaştan çok daha ağır zayiat verdiren bir dert. Ve bu derdin kaynağında ne var biliyor musunuz? Türk gibi araba kullanmamız. Bir tümseğe yaklaşırken, ağır ağır ilerleyen araba konvoyunu sollayarak gaza basan sürücü de aynı ölüm riskini göze alıyor. Biraz sabırlı ve dikkatli olmakla her türlü tehlikeden kaçınabileceği halde hem kendisi hem de otomobilde taşıdığı insanlar için ölümcül tehlikeler yaratıyor. Karayollarında araba kullanan sürücülerimiz her kavşakta, her tümsekte bir “Türk ruleti” oynuyorlar. Bence Türk Hava Yolları, pilotların psikolojileri ve kişilikleri üzerinde ciddiyetle çalışmalı. Böyle kritik durumlarda yolcular arasında referandum yapılamayacağına göre, pilotları belki de aşırı sayılabilecek bir ihtiyata yönlendirmeli.
