Yıllar boyu Yaşar Kemal’le birbirimize her sabah telefon açtığımızda “Böceğin nasıl?” diye sormayı adet edinmiştik. Neydi bu böcek, niçin bu soruyu sorup gülüyorduk? İşin aslı, hayata iyimser ve kahkahayla bakma anlayışını hiçbir zaman yitirmemiş olan büyük yazarımızın anlattığı bir Karadeniz fıkrasıyla ilgiliydi. Adam eczaneye girip, “Sizde böcek ilacı var mı?” demiş. Eczacı da cevap vermiş: “Geçmiş olsun, böceğinizin nesi var? “İşte bu hikâye yıllarca telefon esprilerine konu oldu.1986’da Moskova ve o zamanki adıyla Frunze’ye gittiğimizde birbirimizi bu fıkrayla uyandırmayı adet edinmiştik. Sonra Sovyetler Birliği’nde bulunduğumuzu ve bu böcek işinin gizli bir parola sanılabileceğini düşünüp yarı şaka yarı ciddi kaygılanmıştık. “İyi saatte olsunlar a mensup olabileceğini düşündüğümüz çeşitli memurlara fıkrayı anlatmıştık ki böceğin ne olduğunu anlasınlar. Bugünlerde göğsümde yine bir böcek var. Yaşar Kemal sağolsun harika bir uğur böceği yaptırmış. Bunca bela içinde uğur getirsin diye göğsüme bir madalya gibi iliştirdi. Hiç çıkarmıyorum ve o benekli uğur böceğinin beni koruyacağına inanmasam bile bir hayat dostumun hatırası olarak baktıkça mutlu oluyorum. Siz uğura inanır mısınız bilmem? Hayatta uğur ya da uğursuzluk diye bir şey var mı? Bilmiyorum ama size yakın zamanda başımdan geçen bir deneyimi anlatayım siz karar verin: Avrupa Film Akademisi’nin ödül töreni için Barcelona’ya gidecektim. Seyahat her zaman olduğu gibi müthiş bir Alman organizasyonuyla dört dörtlük hazırlanmıştı. Barcelona uçağına bindim, diz üstü bilgisayarımı açtım, çalışmaya başladım. Bir süre sonra bilgisayar öldü. Böyle durumlarda o bilgisayarın bir daha çalıştırılamadığını ve çöpe atıldığını çok iyi bilirim. “Ya sabır!” çekip havaalanına indim. Gittiğim salonda valizimi bulamadım. Meğer bizi yanlış yönlendirmişler. Havaalanından çıkıp, pasaport kontrollerinden ve aramalardan geçerek tekrar girmem gerekti. Bu kez doğru terminali buldum ama valizim gelmedi. Kaybolmuş. Ya İstanbul’da kaldı, ya Madrid’e gitti diyorlar. Oysa içinde ertesi akşamki ödül töreninde sahneye çıkıp konuşma yaptığımda giyeceğim smokin var. Hadi buna da eyvallah deyip havaalanından dışarı çıktım. Beni bir Jaguar limuzinin bekleyeceği yazılmıştı. Elimde şoförün adı ve aracın plakası bile vardı. Baktım o araç da yok. Bu kadar aksilik olmaz deyip bir arabayla kalacağım otele gittim. Resepsiyonda kredi kartımı da kaybetmez miyim? Sonunda anladım ki bana bugünden hayır yok; otelin barına oturup bir içki içtim, geceyarısını bekledim, saat tam on ikiyi beş gece odama çıktım. Bir de baktım ki valizim gelmiş, odanın ortasında duruyor, buna sevinirken bilgisayarım da birden aydınlanıp çalışmasın mı! Biraz sonra kredi kartımın da geleceğinden emin oldum, gerçekten de kapı çalındı ve kartımı getirdiler. Çünkü ertesi gündü artık ve talihim dönmüştü. Siz bu hikâyeden ne anlam çıkardınız bilmem ama bir daha ben Yaşar Kemal’in göğsüme taktiği dünyalar güzeli uğur böceğini takmadan şuradan şuraya girmem. And olsun gitmem.