Önce Bülent Tanör’ün acı haberi geldi; sonra Melih Cevdet Anday’ın. Tam da onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz sırada bizi bırakıp gittiler. Bülent Tanör’ün ölüm haberiyle aklıma bir anda YÖK, demokrasi, İstanbul Üniversitesi, baskı, mücadele, TÜSİAD raporu gibi ışık kırılmalarından oluşan bir çiçek dürbünü manzarası doluşuverdi. Mor ve siyahın çokça kullanıldığı bir manzaraydı gördüğüm. Melih Cevdet Anday’ın ölüm haberini duyduğum anda ise bir çift güvercin havalanıverdi içimden ve yanık karanfil kokusu duydum. Bu duygu yoğunluğundan sonra aklımda ilk beliren cümle şuydu: “Bir devir kapandı!” Yaşar Kemal’e telefon ettim hemen: “Sana acı bir haberim var, Melih Cevdet öldü!” dedim. “Bir devir kapandı!” Bir an durakladı ve sonra “Evet!” dedi. “Bir devir kapandı.” Yeri doldurulamayacak insanlar teker teker gidiyor bu dünyadan. Onları tanımış olan bizler anılarını yaşatmaya çalışıyoruz. Belki biz de gittiğimiz zaman bitecek maceraları. Bu dünyada onlan tanıyan kimse kalmadığı zaman. Oysa önceki gün Talat Halman telefon etmişti. 23 Aralık’ta Bilkent’te bir Melih Cevdet Anday toplantısı düzenliyordu. Benim de şiirler okumamı istiyordu. Bu değerli kültür adamımıza “Elbette okurum” demiştim. O akşam ölüm haberini aldık. Şimdi sanırım bu tasarı bir “anma toplantısı”na dönüşecek. Paris’te bir gün Montparnasse’ın ara sokaklarında dolaşırken Abidin Dino, Melih Cevdet’in “Altın” adlı denemesinden sözetmiş ve “Bunu herhangi bir Fransız yazarı yazsa idi, dünya yerinden oynardı” demişti. Öylesine önemliydi Melih Cevdet’in Abidin beyin dünyasındaki yeri. Eskiden ben de Ankara’da “rahatı kaçan ağaçlardan” biriydim. Sonra Odysseus gibi kollarımız bağlandı. Yıllar geçti: Büyük usta Melih Cevdet’in Rosenberg’ler için yazdığı unutulmaz şiiri besteleyip bir plağıma koydum: “Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil.” Şimdi karanfilin yanık kokma zamanı. Bizi biz yapan yapı taşları sökülüyor birer birer. Ve gün geçtikçe daha büyük bir boşluğa düşüyoruz. Referanslarımız, nirengi noktalarımız kayboluyor; karanlık bir denizde fenersiz kalmış gemi gibi yalpalayıp duruyoruz. Ve “Biri bizi gözetliyor!” Derken bir çift güvercinin havalandığını görüyoruz. Uzaklaşıp gidiyorlar bizden. Birinin adı Melih Cevdet, ötekinin Bülent Tanör. Karanlık daha da artıyor.
