Dün Melih Cevdet Anday’ı Şişli Camii’nden uğurladık. Edebiyatın, şiirin, söz sanatlarının toplumun temel değerlerinden biri olduğunu hâlâ unutmamış dost simalarla birlikte.

Oysa bence Melih Cevdet’in cenazesinde sokaklar insan almamalıydı. Yüreklere sığmayan şiirinin sürüklediği insanlar, caddelerden taşmalıydı. Olmadı.

Çünkü şiir kendi yurdunda sürgüne gönderildi. Melih Cevdet Anday ve Bülent Tanör belki de bunun için ayrıldılar aramızdan. Güzel günlere kavuşma heyecanlarını törpüleyen, daha iyi bir dünyada yaşama arzularını körelten bir ülkeye küstüler ve güzel atlara binip gittiler.

Bunun temel sebeplerinden birisi duygusallığın duyguyu, şairaneliğin şiiri sürgüne gönderdiği bir ülkede yaşıyor olmamızdı bence. Oysa Melih Cevdet ve arkadaşları on yıllarca önce şiiri “şairanelikten” kurtarmak için savaş vermişlerdi.

Şiir, şarkın alışılageldik süslemelerinden, abartmalarından, insanın içine fenalık getiren hasta duygusallıklardan ve basit şairanelikten kurtarılmalıydı. Şair, bir maden arayıcısı gibi tonlarca gereksiz malzemeyi bir tarafa bırakıp cevhere, öze ulaşmayı bilmeliydi.

Bütün sanat alanları için geçerli olan bu yalın – derinlik şiir için olmazsa olmaz bir koşuldu. Dediklerini yaptılar da.

Ama ne yazık ki Türkiye onların yolundan gitmedi. Ortalık vıcık vıcık duygusallığa gömüldü.

Duygusallık duyarlılık demek değildir hatta bunlar birbirinin tam tersidir. Duyarlı insan duygusal olamaz, duygusallar da duyarlı. Çünkü duyarlılık yaralanabilir olduğu için kendini kapatmaktır biraz da; duygularını ele vermemektir.

Nasıl Orhan Veli’nin şiirinde gündelik sözlerin gerisine sığınmış alttan alta bir hüzün sezilirse, büyük sanat yapıtlarının da aynen böyle kendisini sakınan kolay ele geçmeyen bir dokusu vardır. Duygusallık ise çığırtkanlıktır. Bağırıp çağırıp “Bakın ne kadar aşığım, bakın ben ne kadar acı çekiyorum, bakın ben ne kadar hassas ruhluyum!” çığırtkanlığıdır. Ve içten değildir. Yapaydır. İnsanları yakalarından tutup, kendilerine acımaları için silkeleme amacını taşır.

Hakiki şiir bir kenarda durur; kendisini keşfetmenizi bekler; hatta beklemez bile. Ama duygusallık vıcık vıcık üstünüze abanır, ağlar, hıçkırır, sümkürür; bir yandan da kurnaz gözlerle sizi süzer, acaba etkileniyor musunuz diye.

Melih Cevdet Türkiye’ye banal duygusallıklardan uzak durmasını öğreten adamdı. Yüreği bu kadar arabesk bir duygusal çığırtkanlığı kaldıramazdı. Kaldırmadı da.