HİPODROMDAYIZ.
Sahneden baktığımızda ufku kaplayan coşkulu kitlenin hep bir ağızdan söylediği şarkılar, bir sevinç çığlığı gibi Ankara'nın berrak gökyüzünde dalgalanıyor.
Mikrofon elimde şarkı söylüyorum.
Derken kalabalıktan yükselen alkışlar çalınıyor kulağıma.
Coşkulu bir tezahürat var.
Oysa parça henüz bitmemiş.
Belli ki bir başka olay alkışlanıyor ve ben bunu fark edemiyorum.
Derken bakışlar, sahneye çıkan merdivene yöneliyor ve ben Bülent Ecevit'in geldiğini görüyorum.
Yüz binlerce kişi ayağa fırlıyor, avuçları patlayana kadar alkışlıyorlar.
Ecevit sakin bir yüz anlatımıyla sahnenin ortasına geliyor, mikrofonu alıyor ve diyor ki: "Kardeşlerim, Türkiye'nin en bunalımlı döneminde varlığımız tehdit edilirken, yüz binlerin 19 Mayıs coşkusunun dışında kalmamamız düşünülemezdi. Bu yüzden sizi selamlamaya geldim. Bayramınız kutlu olsun!"
Sahneye çıkan Deniz Baykal'la birbirlerine sarılıyorlar.
Ve sonra Ecevit, kendisini çılgınca alkışlayan büyük kitleye zarif bir selam veriyor ve sahneden ayrılıyor.
Hipodromu dolduran kitle ortalığı "Halkçı Ecevit" sloganlarıyla inletiyor.
Konseri televizyonda izleyenlerin gözünde iki damla yaş!
O andan itibaren Türkiye'nin kaderi değişiyor.
***
DERKEN uyanıyorum.
Ve ne yazık ki bunun bir düş olduğunu fark ediyorum.
Ankara Hipodromu'nda yüz binlerin verdiği mesajı alamayan, o büyük kurtuluş coşkusunu içinde hissedemeyen siyaset adamlarımızın kısır çekişmelerini, "O oradaysa ben gitmem!" bencilliklerini düşünüyor ve üzülüyorum.
Ve böylesine yürekli eylemler için bir insanın siyasetçi kimliğini aşıp, Mustafa Kemal gibi bir devrimci çapına sahip olması gerektiğini kavrıyorum.
***
SEVGİLİ dostum Doğan Hızlan, hipodromu dolduran insanların aydınlık yüzlerine dikkat etmiş.
Bu kitlenin uygarlık düzeyi, başka yazar dostların ilgisini çekti.
İşin en önemli yanı da bu.
Türkiye'nin başkenti Ankara'da, sayıları milyona ulaşan böylesine sevecen, böylesine barışçı, böylesine uygar ve kararlı bir kitle yaşıyorsa bu ülkeden umut kesmek için hiçbir neden yok.
Bütün sorun, bu insanları toplumun önüne çıkarmak ve model olarak göstermek.
Çünkü aydınlık damar budur.
Toplumun ilerleyen gücü ve dinamik motoru, bu insanların beyinlerinde ve yüreklerinde.
Bazı televizyon programları arabesk - lümpen edebiyatını baş tacı edeceklerine bu kitleyi örnek gösterirseler, çocuklarımıza çok büyük bir iyilik yapmış olurlar.
Not: Bu kitlenin heyecanını Türkiye'ye taşıdıkları için gazete ve televizyonlarla, namuslu yazarlara teşekkür ederim. Şu karanlık günlerde ülkeye umut aşıladılar.
