Semra Özal, Cumhurbaşkanının bir mesaj getirmiş ve ANAP'lılara, orduyla fazla uğraşmamalarını öğütlemiş. Genelkurmay Başkanının, Milli Savunma Bakanına bağlanması tartışmasını doğru bulmuyormuş Cumhurbaşkanı.
Bu konunun daha çok şimşek çekeceği ve tepkilere neden olacağı açık.
İyi ama eninde sonunda bir idari düzenleme anlamı taşıyan bu öneri neden bu kadar ilgisini çekiyor insanların? Aynı işi yapacak olduktan sonra Genelkurmay Başkanı ister Başbakana, ister Milli Savunma Bakanına bağlı olsun; ne farkeder.
Bu tartışma bence daha çok itibarla ilgilidir. Fonksiyondan çok itibara yönelik bir duyarlık söz konusudur.
Çünkü Türkiye'de herkes yaptığı işten çok, itibarıyla, toplumdaki saygınlığıyla ve kimden önde, kimden geride olduğuyla ilgilenmektedir.
Askerlerle siviller arasında böyle gizli tartışmalar sürüp gider: Acaba hangisi daha itibarlıdır? İkisi de yüksek okul okumamış mıdır canım?
27 Mayıs'ın en önemli sonuçlarından birisi askerlere, sarsılmış olan itibarlarını tekrar kazandırmış olmasıdır.
Hukukçularla Mülkiyeliler arasında da garip bir itibar kavgası vardır.
Ülkeyi kim idare etmektedir? Ya da kim daha iyi idare eder?
Üniversiteler arasında, partilerde, spor kulüplerinde bol bol rastlanır bu tartışmalara.
Türkiye'de insanlar itibarlarına çok düşkündürler.
Dostluk ilişkilerinde en önemli öge, kimin, kimin hatırını ne kadar saydığıdır. Bunu göstermenin çeşitli yolları vardır: Bir tanıdığınız uğruna harcadığınız para, ona verdiğiniz önemin de ölçüsüdür. Bu para ne kadar büyük olursa, siz de o kişiyi o kadar çok sayıyorsunuz demektir. Bu yüzden büyük kentlerimizde, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir çiçek trafiği vardır. Caddelerde, dev çelenkler taşıyan küçük çocukların koşuşturduğunu görürsünüz. Kasımpaşa'da çamurdan girilemeyecek bir dar sokakta açılış yapan berber dükkanının önünde iki yüz tane çelenk birikir.
Yerli yersiz her toplantıya çelenk gönderilir. Bir demet çiçekle sağlanabilecek içten bir duyarlık değildir bu.
"Bak ben senin hatırını ne kadar sayıyorum aslanım!"dır. "Bak senin uğruna ikiyüzbin gaymeye gıydım yeğenim!"
Gazinolarda şarkıcıların başından aşağı dökülen gül yaprakları, masadan masaya gönderilen viskiler, hatta solistin ayağının dibine dökülerek yakılan pahalı içkiler hep aynı tutkudan kaynaklanır: Hatır saymak.
Adana'da otelde kalan bir arkadaşın başına gelen ilginç olay gibi... Genç bir tanıdığı, "Abi" demiş. "Bir çay söyleyeyim".
"Sağol" demiş bizim arkadaş. "İçtim".
"Abi bir kahve iç".
"Sağol onu da içtim".
"Abi bir kebap söyleyeyim".
"Sağol ama sabah sabah kebap yiyemem".
Çocuk düşünmüş düşünmüş ve:
"Abi" demiş "Aşağıda yeni bir berber açıldı. Gel seni bir traş ettireyim."
VIP salonlarının normal yolcu bölümlerinden daha kalabalık olduğu bir ülkede askerlerle siviller arasındaki bir idari düzenleme, aşırı duyarlıkların ve itibar oyunlarının ipoteği altındadır. Bu yüzden soğukkanlı değerlendirmeler yapılamaz.
