"Tut ki karnım acıktı,
Anneme küstüm,
Tüm şehir bana küstü."

Sezen Aksu'nun sesinden dinlediğimiz. Kemal Burkay dizeleri bugünlerde Türkiye'nin siyasi gündemini oluşturuyor.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı gölgelendi ve bu çok önemli zirve bir laz fıkrasına dönüştü.

Ama sonuçları gülümsemeye yol açmayan bir laz fıkrası.

Basında genellikle, yabancı devlet adamları karşısında düştüğümüz durum konu ediliyor.

Öyle ya, Boris Yeltsin ve Şevardnadze çapında devlet adamlarının katıldığı bir toplantıda Türkiye, kabile kavgalarının ve duygusal patlamaların yaşandığı bir aşiret devleti görüntüsü verdi.

Ama bence, bu skandal biz Türkler için daha ağır sonuçlar taşıyor.

Sivillerin ülkeyi yönetme konusunda ki becerilerine gölge düşürüyor. Bu konuda kuşkular yaratıyor.

Zaten Türkiye'deki askeri ihtilallerin kendilerine dayanak yaptıkları temel mantık bu değil miydi?

Son olarak 12 Eylül'de uygulandığını gördüğümüz bu mantık; ülke yönetiminin sivillere bırakılamayacak kadar ciddi bir iş olduğunu savunuyor.

1980 öncesin manzaralarını hatırlayın: Cenazelerde bile el sıkışmayan liderler. Devletin doruklarında yaşanan anlamsız gerginlikler. Cumhurbaşkanlığı üzerinde bitip tükenmek bilmeyen tartışmalar ve ağır akan bir su gibi herkesin içinde yavaş yavaş yer etmeye başlayan, ülkenin geleceğiyle ilgili kuşku... Türkiye'nin bu adamlar tarafından yönetilemediği kaygısı.

Şahsi kavgalarını ve hırslarını, ülke çıkarlarının önünde gören çirkin politikacı imajı.

O dönemin politikacıları, askeri rejimi davet eden kişiler olarak belleklere kazındılar ve halk uzun süre onları öcü olarak gördü.

Yıllarca, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş, Necmettin Erbakan gibi isimler, sevgisizliğin, uzlaşmazlığın, kavganın simgesi haline geldiler.

Yıllar sonra yapılan referandumda halkın yarısı bu kişilere uygulanan siyasi yasağın sürmesi lehinde oy kullandı.

Ve o dönemde, ortaya çıkan ANAP hareketi, Turgut Özal önderliğinde halka barış ve uzlaşma vaadetti.

Dört eğilimin birleşmesi umutları ve siyasette gerginliklerin aşılacağı vaadi ANAP'ın başarısının temel nedeni oldu.

Bugün gelinen noktada bakıyoruz ki hiç bir şey değişmemiş.

Aradan geçen bunca yıl, siyasetçilerimizin temel içgüdülerinde hiç bir değişiklik yaratamamış.

Yine aynı kavgalar, yine aynı küslükler ve Türkiye'yi bekleyen gerginlikler.

Ben bu oyunu defalarca seyretmiş bir kişi olarak artık bıktım.

Bir kaç siyasetçi arasındaki kavganın Türkiye'yi germesinden ve günlük hayatlarımızın bu uğurda harcanıp gitmesinden gına geldi.

Korkum o ki, şimdi bize bir kez daha aynı filmi izletecekler.

Süleyman bey mi haklı, yoksa Turgut bey mi tartışmaları gırla gidecek.

Bütün bunlara milletçe "Bana ne?" demeliyiz: "Sizin aranızdaki kişisel kavgalardan, hırslardan, çekişmelerden bana ne?"

Daha doğrusu "Bize ne?"

Göreviniz ülkeyi idare etmekse, medeni insanlar gibi görevinizi yapın.

Mahalle kavgalarıyla koskoca ülkenin huzurunu kaçırmaya hakkınız yok.

Aynı filmi tekrar izlemek istemiyoruz.