– Nasıl bileceğiz kendimizi? – Sen söyledin ya, okuyarak. Aslında diğerlerini bilerek; dünyayı bilerek. Bunun için de asıl gerekli olan deneyim. Edebiyat okumak deneyimi artırır. Hiç kimse okumadan yeterli deneyim biriktirecek kadar uzun yaşayamaz.

Bu konuşma Zafer Köse’nin ilk romanı “Söz İstiyorum”un kahramanlarından ikisi arasında geçiyor. Bu diyalogdan da sezebileceğiniz gibi bu, başka şeylerin yanı sıra okumak ve yazmak üzerinde düşünen bir roman. Kitabın hikâyesini çok ayrıntılandırmadan özetlemeliyim yoksa okuru bekleyen okuma deneyimine haksızlık etmiş olurum. İşinde ve evliliğinde pek de mutlu olmayan, yaşadığı hayata büyük ölçüde yabancılaşmış olan Kürşat bir gün gazetede bir haber görür ve bu onu geçmişe doğru çok boyutlu bir yolculuğa çıkarır. Geçmiş, yitirilen değerleri temsil etmektedir. Kişinin kendi hayatını ve de dünyayı iyi yönde değiştirme umudunu… Kürşat hem kentte dolaşarak hem de yazarak geçmişin izini sürer. Bir yandan üniversite arkadaşlarını bulmaya çalışır. Diğer yandan üniversite yıllarında yazıp kaybetmiş olduğu günlüğü yeniden yazmaya başlar. Kürşat, Umur, Eylem, Belin ve Cengiz… Bu beş arkadaş, geçmişte, yaşadıkları toplumu değiştirmeyi hayal etmişlerdir. Hem de tarihin kaydettiği yollardan çok farklı bir biçimde… Bir örgüt kurarlar. Amaçları yazılı kültürü güçlendirmek, kitap okumayı yaygınlaştırmaktır. Özledikleri, içinde yaşamak istedikleri topluma ulaşmanın yegâne yolunun bu olduğuna inanırlar. Toplum ve bireyin çatışması, gündelik hayat ve bilinç arasındaki bölünmüşlük, edebiyat ve yazma eyleminin kendisi, teori ve pratik. Modern bireyin deneyimlerini tanımlayan, biçimlendiren bu olgular “Söz İstiyorum”un kurucu temalarını oluşturuyor. Zafer Köse romanında evlilik, aşk, cinsellik, çalışma, askerlik gibi pek çok konuyu tartışıyor ve de modern kentli yaşayış biçimine yönelik çok ciddi bir eleştiri sunuyor. Hem kültürel bir perspektiften hem de küresel ölçekli siyasi ve ekonomik iktidar ilişkileri açısından. Herkesin bireysellikten, farklılıktan, özgürlükten bahsettiği bir çağda yaşıyoruz. Bireysel ve özgür seçimler yaptığımızı, kendimizi ve hayatımızı dilediğimizce biçimlendirdiğimizi sanıyoruz. Oysa özgür olmaktan hiç bu kadar uzak olmamıştık. “Söz İstiyorum” bu yanılsamayı tüm trajikomikliğiyle gözler önüne seriyor.