Biz tuzaklar konusunda sabıkalı bir toplumuz. Birisi önümüze bir tuzak hazırlamaya görsün; gidip kendimizi atmak için önüne geçilmez bir istek duyarız. Yıllardır her tuzağa balıklama dalışımız, bilgiye ve uyarılara değer vermeyişimiz bundandır. İş işten geçtikten sonra ah vah ederiz ama yaşananlardan ders çıkarma âdetimiz yoktur. Toplumun kutuplaşması, dinci, laik ve Kürtçü olarak üçe bölünmesi beklenmedik bir şey miydi? Değildi ama kör kör bu tuzağa düştük. Aynen Osmanlı’nın son döneminde imparatorluğu oluşturan halkların birbirine düşmesi gibi. Şimdi yeni bir tuzak var önümüzde. Yazıp çizmenin, uyarmanın bir işe yaramadığını öğrenmiş olsam bile, yine de ben görevimi yerine getireyim.
Bir ülkenin başbakanı, milyonlarca kişinin mabedine “ucube” diyor. Televizyonlarda Alevi-Sünni tartışmalarından geçilmiyor. Gazetelerde yazılar boy boy. Ramazan’da davulcudan şikâyet eden Alevi ailesi linç edilmek isteniyor. Kaç senedir konuşulmayan Alevi-Sünni meselesi birden gündemin birinci sırasına yükseliyor.
Bütün bunların, Orta Doğu’yu Sünni, Şii ve Kürt olarak bölmek isteyen güçlerin stratejisi olduğunu anlamamak için kör olmak lazım. Irak’ı hallettiler sayılır, Suriye’yi de bölmek üzereler. Sıra, biz dâhil öteki ülkelerde. Akıllı olup böldürmemek elimizde ama nerede bizde o feraset. Nâzım bir şiirinde “Bakar kör ettiniz milletimi” demişti. Aynen o durumdayız.
Geçmişe bu açıdan baktığınız zaman, partilerin de Alevi-Sünni modeline göre düzenlenmeye çalışıldığını görmek mümkün. Bir sürü karışık olayın ardından AKP’nin Sünni bir iktidar, CHP’nin ise Alevi bir muhalefet olmasına çalışıldı. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Bu plan başarılamadı. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’yi Alevi kimliğiyle değil, kitle partisi bilinciyle yönetti. Kadroları böyle oluşturdu. Böylece Türkiye büyük bir tuzaktan kurtuldu. İleride tarih bunu yazacaktır.
Bu hesap tutmayınca başka tezgâhlar geldi gündeme. Şimdi Toplum hem Türk-Kürt, hem Alevi-Sünni, hem de dindar-laik olarak bölünmek ve uçlara doğru itilmek isteniyor. Daha çok oyun oynanacak.A caba bunca yüzyılın tecrübesiyle bu tuzaktan da kurtulmayı başarabilecek miyiz? Çekilen bunca acıya rağmen olgunluğunu yitirmemiş olan Alevi kitlesi bu sabrı sürdürmeyi başarabilecek mi? Umarım öyle olur çünkü tersi… Düşünmek bile istemiyorum.
