Sofokles, “İnsanların tekrar çocuklaşmak için yaşlandığını” söylemişti. Bu sözde herhalde doğruluk payı var. Çünkü insan, yetişkin hırslarından arınmaya başlayınca, çocuk saflığına tekrar dönme olanağına kavuşuyor.Bir zamanlar Samuel Beckett’in gençliğe dönmek istemediğini belirten bir sözünü okumuştum. Gençlik hırslarından, ateşli duygulardan, acıyla kıvranmalardan bir cehennem gibi söz ediyor ve yaşlılıkta kavuştuğu huzuru kaybetmek istemediğini söylüyordu. Ama herkes bu düşüncede değil. Ernest Hemingway gibi, yaşlı bir adam olmaya dayanamayan ve elden ayaktan düşmeden hayatına kendi elleriyle son verme iradesiyle tüfeği ağzına sokup ateş eden yazarlara da rastlanır. Edebiyatçılar, hayatın her alanı gibi yaşlılık üstüne de çok düşünürler. Bazıları bu konuda koca kitaplar yazar. Benim en sevdiğim yaşlılık romanı İtalo Svevo’nun “Senilita”sıdır.

Osmanlılarda hırs-ı piri diye bir deyim vardır. Yaşlı hırsı anlamına gelir. Çünkü yaşı ilerledikçe hırsı artan, dünya malına ve değerlerine daha sıkı sarılan insanlara rastlanır sık sık. Oysa, ihtiras gençlik döneminde kalmalıdır. Çünkü genç bir insan kendisini ispat etmek, bu dünyada bir yer tuttuğunu kanıtlama ihtiyacıyla kıvranır. Bu dürtü onu bazı aşırılıklar, sivrilikler yapmaya da iter. Bunu anlamak mümkündür.Ama insan yaşlandıkça olgunlaşmalı, yeni yetme bir genç gibi kendini ispat etme çabasından vazgeçmelidir.Çünkü artık yarışta değil jüridedir.Altın değil sarraftır.Değerlendirilen değil, değerlendirendir.Bu yüzden egosunu kontrol altına almalı, gençlerin önünü açmalıdır.Ama ne yazık ki herkes bu olgunluk noktasına erişemiyor ve hırs-ı piri içinde çırpınıp duruyor.Andre Maurois, “Yaşam Sanatı” adlı kitabında, yaşlılıktaki para tutkusunu incelemişti. Zengin ve yaşlı bir adamdaki para hırsı hepimize saçma gelir. Çünkü zaten kalan yıllarını refah içinde geçirecek parası vardır. Niçin hergün altınlarını sayarak, en ufak eşyasını kilit altına alarak, sürekli bir soyulma paranoyasına kapılarak yaşar ki?Maurois bu soruya çok güzel bir cevap verir. Yaşlı adamı delirten şey parasız kalma korkusu değildir. Davranışlarının sırrı, hayatında paradan başka bir tutku kalmamış olmasındadır. Artık ne aşk kalmıştır, ne cinsellik, ne de başka bir tutku.Hırsla sarılabileceği tek şey altın, hisse senedi, mal mülk gibi öbür dünyaya götüremeyeceği şeylerdir.

47 yaşında ölen Cekhov’un da yaşlılıktan söz etmesi ne garip değil mi? Bu büyük yazar, yaşlanma fırsatı bulamamış gibi gelir bize. Ama ona göre durum bu değildi. Diğer Rus yazarları gibi o da 30 yaşına gelmiş olmayı “gençlik çağının geride kaldığı dönem” olarak adlandırıyordu.Eskiden yaş kavramı farklıydı elbette. Anlı şanlı 4. Murat 27, İsa ve Mozart 33 yaşlarında ölmüşlerdi.Karga, kaplumbağa, sazan balığı bu kişiliklerin kaç misli ömre sahip.En iyisi hırs-ı piri’den uzak durmak ve dünyaya, “Bu dünyadan gider olduk/ Kalanlara selam olsun” diyen Yunus olgunluğuyla bakma mertebesine ulaşmak. Yazıyı, bir kaza sonucu genç sayılacak yaşta ölen Albert Camus’un çok sevdiğim bir sözüyle bitireyim: “Belli bir yaştan sonra her erkek, kendi ‘yüz’ünden sorumludur.”