Ne zaman ulusal bir krize yakalansak aklıma Enver Paşa geliyor. Onu tarihi bir kişilik olarak rahmetle anıyorum, anısına saygısızlık etmek niyetinde değilim ama 2006 yılında izinden gidenleri gördükçe de hatırlamadan edemiyorum. Türkiye’deki birçok kişi bu maceracı ve öfkeli paşaya çekmiş, Mustafa Kemal’e benzeyenler ise az. Biliyorsunuz Mustafa Kemal ile Enver’in yıldızları hiç barışmadı. Mustafa Kemal ne kadar ileri görüşlü ve hesap adamıysa, Enver o kadar hesapsız ve maceracıydı. Eğer Enver yerine Mustafa Kemal harbiye nazırı olabilseydi, Osmanlı büyük bir ihtimalle Odesa’yı bombalayıp harbe girmeyecek ve parçalanmayacaktı. Allahuekber dağlarında 73 bin şehit kurda kuşa yem olmayacaktı. Bugün Enver’in öfkeyle kalkıp zararla oturan kişiliğinin bize nelere mal olduğunu herkes biliyor. Ama bunu bilenler bile Enver genleriyle hareket ediyor.

Size bir örnek vereyim: Pazar günü bu köşede Fransa’nın en etkili siyasetçilerinden biri olan Jack Lang’ın söylediklerini okudunuz. Bu önemli kişi parlamentodaki yasadan çok rahatsızlık duyduğu için beni telefonla arayıp Türk halkına bir mesaj ulaştırmaya çalışıyor. Kendi partisine karşı çıkıyor, onları suçluyor. Ret yasasına karşı Paris’te bir konferans toplayıp tarihi gerçeklerin tartışılması önerisini getiriyor. Soykırım olmadığını belirtmek için bundan daha uygun zaman ve mekân mı bulunur? Buna memnun olmak gerekmez mi? Gerekir! Ama aldığım bazı mektuplar son derece şikâyetçi. Efendim, Jack Lang’ın esas niyeti neymiş, Fransız’dan dost olur muymuş falan filan. Bakın arkadaşlar; ben Jack Lang’ın avukatı değilim; yazıyı da ona değil bize yararı olur düşüncesiyle yazdım.Ama madem öyle istiyorsunuz; yasaya hayır oyu veren ve bütün milletvekillerini ret oyu vermeye çağıran, Nürnberg gibi bir mahkeme kararı olmadan Türkiye’yi suçlamanın hukuksal açıdan havada kalacağını savunan Jack Lang’ları da karşımıza alalım, onlara da sövüp sayalım, kendi kendimize babalanıp duralım.Yani küçük Enver Paşacıklar olarak yaşayalım. Bu arada dış dünya, bizi boğmaya, sıkıştırmaya devam etsin.Bunu mu istiyorsunuz?Bu ülkeyi sadece siz mi seviyorsunuz? Sadece siz mi çıkarlarını koruyabileceğinizi sanıyorsunuz? Hadi buyurun. Bir dünya metropolünde konferans düzenleyelim: Oraya gelip Türk tezini engin dağarcığınız dahilinde olan bilgiyle, bilimle, ikna gücüyle, belgeyle ve tabii mükemmel olduğundan hiç kuşku duymadığım yabancı dilinizle açıklayın.Türkiye’de bas bas bağırmak kolaydır da bunu yapmak zordur.Ben Avrupa’nın her platformunda ve Paris’te UNESCO’da dedelerimin katil olmadığını anlatmak için birçok kez konuştum, büyük mücadele verdim. TBMM kürsüsünde bu konuları anlattım. Siz de lütfen bunun yüzde biri kadar çabayı harcayın, ondan sonra öfkeyle kaleme sarılın. Bakın; Jack Lang yol gösteriyor. Nürnberg gibi uluslararası bir mahkeme kararı olmadan hiçbir ulusu suçlayamazsınız diyor. Niye yararlanmıyorsunuz? Niye Jack Lang gibi bir bakanın, kamu hukuku profesörünün ve uluslararası şöhrete sahip bir zatın bu söylediklerini kayda geçirtmeye çalışmıyorsunuz? Ermeniler böyle bir söz ele geçirse, yazarın yurtseverliğini sorgulayacaklarına hemen binlerce siteye yayar ve temel argüman olarak kullanırlar.Siz niye böylesiniz? Niye Avrupa’da dostlarınız olmasını istemiyorsunuz? Niye Mustafa Kemal Paşa gibi akılla, sükûnetle, bilgiyle, stratejiyle, taktikle savunmuyorsunuz ülkenizi de bol bol küfür ediyorsunuz.Eğer elçiliklerin önünde bayrak yakmalar, makarnalara kan dökmeler, kravat kesmeler “Şaşırma, sabrımızı taşırma” kabarmaları bu sorunları çözse idi şimdiye kadar çoktan çözülürdü.Ama görüyorsunuz; sayenizde her cephede mevzi kaybediyoruz.Bunca yıldır “Türk, ırk, kan, koduk mu oturtuz, var mı bize yan bakan!” diye diye nerelere geldiğimizi, daha doğrusu bizi nerelere getirdiğinizi görüyor musunuz?İsteğiniz İttihat ve Terakki vatanseverlerinin Osmanlı’nın sonunu getirdiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin köküne kibrit suyu ekmek mi? Yazımı yüreğimin ta derinliğinden gelen bir sözle bitirmek istiyorum:Tanrım beni akılsız dosttan korusun, düşmana karşı ben kendimi zaten korurum.