K AÇ gündür aklımdaydı; Yavuz Baydar uyarısıyla, Ertuğrul Özkök de yazısıyla benden erken davrandılar ve büyük Ermeni müzik ve din adamı Komitas'dan sözettiler.
Aslında Ermeni değil; Osmanlı tanımını kullanmam gerekirdi: Çünkü Bursa yakınlarında doğan saygıdeğer Komitas, Osmanlı İmparatorluğu kültürünün bir parçasıydı.

Modern Türkiye'nin en büyük sorunu da bu ince ayrıntıda gizli.

Itri'yi, Dede Efendi'yi, Tamburi Cemil Bey'i ve Şevki Bey'i "bizden" sayan modern Türkiye zihniyeti niçin Komitas gibi bir büyük insanı; kendi mirası olarak algılamıyor?

Türk müzisyenleri, romancıları, ressamları niçin Komitas'ları da kendi tarihsel envanterine dahil etmiyor?

Uluslaşma süreci gözlüğüyle tarihe baktığımız için mi acaba?

Türk kanından gelmeyenleri (nasıl ayrılacaksa?) kendimizden saymamak yüzünden mi?

Eğer böyle düşünecek olursak Sırp Bayo Sokoloviç'i (Sokollu) de bizden saymamalı, yine bir Sırp olan Rüstem Paşa'nın, kendi adını taşıyan camiinde namaz kılmamalıyız.

Mimar Sinan'ın da Ermeni asıllı olduğunu hatırlamalıyız.

Tarihi böyle algılarsak, Türkler'in, Rumlar'ın, Ermeniler'in, Kürtler'in devletin olan Osmanlı İmparatorluğu'na nasıl kendi geçmişimiz olarak bakabiliriz?

Osmanlı İmparatorluğu, sadece Türk kimliği ile açıklanamayacak kadar büyük ve geniştir.

***

1869'da Bursa'da doğan Komitas, Doğu makam ve müzik tekniğini Batılı müzikologlara öğretmiş olan dünya çapında bir insandı.

Ne yazık ki traijk 1915 tehcir olayları sırasında İttihat ve Terakki hükümeti, İstanbul'daki Ermeni entelektüellerini de sürgün etme kararı aldı.

Politika, kültür ve sanat alanında sivrilmiş yüzlerce Ermeni entelektüeli iki liste halinde Ayaş ve Çankırı'ya gönderildiler.

Komitas'ın da içinde bulunduğu ve Çankırı'ya gönderilen ikinci liste daha şanslıydı, çünkü feci şeyler yaşamalarına rağmen Komitas gibi canını kurtarıp İstanbul'a dönebilenler oldu.

Ama Abdülmecit'in affına kavuşan Komitas artık bir daha eser veremeyecekti.

Çünkü yaşadığı, gördüğü trajedi sonunda akli dengesini yitirmişti.

Bu büyük adamın kalan ömrü İstanbul hastanelerinde ve daha sonra götürüldüğü Paris'te bir hastane odasında geçti. 16 yıl yaşadığı odada, 21 Ekim 1935 günü öldü.

Cesedi Erivan'a götürüldü ve şimdi orada Komitas adına büyük bir konser salonu var.

Daha sonra Don Askarian, "Komitas" adlı bir sinema filmiyle onun hayatını dünyaya anlattı.

★★★

Bize çok uzak bir kültürden değil, Bursalı bir müzik adamından sözediyorum ama emenim ki birçok Türk müzisyeni bu ismi ilk kez bu hafta duyuyor. İstanbul'dan Ermeni aydınlarının sürülüşünü de ilk kez okuyor.

Bu bizi, politik tartışmaların dışında bir aydın sorununa doğru götürmekte.

Batı parlamentoları hangi oyunu oynarsa oynasın, hangi kötü niyeti sergilerse sergilesin, bu trajediyi hangi siyasi amaç için kullanmak isterse istesin o kadar önemli değil.

Ama biz kendi geçmişimizi biliyor muyuz?

Daha doğrusu bilmek istiyor muyuz?

Milyonlarca Türk'ü, Ermeni'yi, Rum'u, Kürt'ü perişan eden bir imparatorluk yıkımının Balkanlar ve Anadolu'daki büyük trajedisi hakkında kaç kitap yazıldı, kaç film çekildi, kaç doktora tezi hazırlandı?

Bu kadar ilgisizlik, hiçbir ülkenin aydınına onur getirmez.

Kafalarına program çipleri yerleştirilmiş insanlara da aydın denmez zaten.

Eğer geçmişimizle daha çok ilgilenebilseydik, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılma sürecinin sadece Ermenileri değil, hangi kökenden gelirse gelsin tebaanın tümünü perişan eden trajedisini dünyaya daha iyi anlatabilirdik.