Son aylarda birbiri ardına yaşadığı
mız sarsıcı gelişmeler, Türkiye
Cumhuriyeti yurttaşlarında derin
bir hayal kırıklığı ve gelecek endişesi ya-
ratıyor.
Avrupa Birliği ile bütünleşme ideali-
nin yavaş yavaş bir "ütopya"ya dönüş
mesine mi üzülürsünüz; yoksa yürütme-
nin hukuku denetim alma çabalarına mı?
Meclis çatısı altında olup bitenlere mi
şaşarsınız, yolsuzlukların örtbas edilmesi
için canını dişine takmış siyasilere mi?
Neresinden bakarsanız bakın artık bu
ülke dikiş tutmuyor.
Günü kurtarma çabaları ya da yasa-
ları, içtüzükleri, kararnameleri şurasından
burasından düzeltme girişimleri de bir so-
nuç vermiyor.
Yasama, yürütme ve yargının ucu
bulunamayan bir yün yumağı gibi
girift hale gelişi, hastalığımızın en
belirgin göstergesi.
Hükümet, yargı denetiminden kurtul-
maya, hatta bununla da yetinmeyerek
yargıyı denetim altına almaya çalışıyor.
★★★
Eğer olayları, kişiler değil de sistem ba-
zında düşünürsek, rejimi orasından
burasından çekiştirme ve düzeltme çaba-
larıyla bir yere varamayacağımız açık.
Bu çabalar olsa olsa bir kanser hasta-
sına makyaj yapmaya ya da yüzündeki
sivilceyle uğraşmaya benziyor.
Türkiye'nin ihtiyacı; acil olarak
yeniden yapılanma.
Yeniden yapılanmanın ön koşulu
ise toplumun bütün kesimlerinin
katılımıyla toplumsal mutabakata
dönüşecek sivil bir anayasa.
★★★
Halihazırdaki anayasamız, bildiğiniz
gibi 12 Eylül askeri rejimi tarafından
hazırlanmış ve oya sunulmuş bir metin.
Oylamaya katılan kişiler, ya 12 Eylül
askeri rejiminin uzamasını kabul etme ya
da anayasaya olumlu oy kullanma gibi
bir ikilem ve baskı altında sandık başına
gitmişlerdi.
Bu açıdan 1982 Anayasası, Yargıtay
Başkanı Sayın Sami Selçuk'un ko-
nuşmalarında belirttiği gibi, halkın gönül
rahatlığıyla tartıştığı ve oyladığı bir top-
lumsal mutabakat metni olmaktan çok
uzak.
Türkiye bir an önce, yeni bir anaya-
saya kavuşmalı.
★★★
Burada karşımıza yeni anayasayı ki-
min yapacağı sorusu çıkıyor.
Dünya deneyimi bize gösteriyor ki;
askeri idarelerin ya da meclislerin yaptığı
anayasalar, toplumsal mutabakat niteliği
taşımıyor ve başarısız oluyor.
İdeal anayasa, toplumun bütün ke-
simlerinin tartıştığı ve yürekten katıldığı,
sivil, çağdaş bir metin olmalı.
Türkiye'deki sistem buna uygun değil
diye, toplumun susup, siyasi parti baş-
kanlarının talimatları doğrultusunda ha-
zırlanacak bir anayasayı içine sindirmesi
beklenmemeli.
Kanımca, bütün kesimleri kucaklayan
bir sivil toplum örgütünün, yeni ve sivil
bir anayasa tartışması başlatması ve bu-
nu bir süreç gibi algılayarak yurda dalga
dalga yayması, çok zamanında ve yerin-
de bir girişim olacaktır.
Eğer güçlü bir anayasa rüzgârı eserse,
siyasilerin de ister istemez bundan etkile-
neceklerini düşünüyorum.
Türkiye'nin en büyük şansı; Ana-
yasa Mahkemesi Başkanı iken yeni
ve sivil bir anayasa gerekliliğini ıs-
rarla vurgulayan, değerli hukuk ada-
mı Sayın Ahmet Necdet Sezer'in şu
anda Cumhurbaşkanı olmasıdır.
Ve bu ülkenin aydınlık kesimleri,
temiz, dürüst ve hukukun üstünlüğü
ilkesine saygılı bir döneme girmeye
hazırdır.
