Türkiye karşıtı bir Batılı politikacı olsam, tek yapacağım şey; vahşi kurban bayramı görüntülerini alıp internete koymak ve “Bu ülkeyi mi AB’ye alıyorsunuz?” diye sormak olurdu. Görenlerin kanını donduracak bir manzara. Deniz kan rengi. Vinçlere asılmış hayvanlar, dört beş kişinin üstüne çullanıp bıçakladığı danalar, kaçmasın diye önce bacaktan kırılan boğalar; bir kan tutması, bir delirme. Bu işin ibadetle, bayramla, temizlikle ne ilgisi var? Bu bir kan banyosu. Bir canlının bir başka canlıyı işkenceyle öldürmesinin meşrulaştırılması. Korkunç bir suç. Ve yıllardır hepimizin içini titretmesine rağmen, Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda yeterli, doyurucu, halkı ikna edici bir açıklama yapamıyor. Hayvanların ehil olmayan ellerde, eziyetle öldürülmesinin büyük bir günah olduğunu, bayramlarda böyle davranan insanların sevap kazanmak yerine günah işlemiş olacaklarını yeterli bir biçimde vurgulamıyor. Bu kan banyosu, içine sürüklenmiş olduğumuz “varlıklı çılgınlığın” bir sonucu. Bu toplumda kurban adeti her zaman vardı: Koyunlar alınır, evlerin arka bahçelerine bağlanır, beslenir, okşanır, ertesi gün de işini bilen bir kasap çağırılır ve gözleri bağlanan hayvanın mümkün olduğu kadar korkmadan ve uzun süre acı çekmeden kesilmesi sağlanırdı. Sessiz bir törendi bu. Şimdi insanlar bu işi hiç bilmeden kendi elleriyle deve kesiyor, boğa kesiyor, dana kesiyor. Ve o hayvanları alıp zorla, döve döve, kan kokusunun yeri göğü tuttuğu, orda burada kesilmiş kellelerin, deşilmiş bağırsakların yığıldığı toplu katliam meydanlarına götürüyor ve basıyor bıçağı. Bu işi bilmeyen bir insanın hayvanı ne eziyetlerle öldürdüğünü düşünün. Boğazının yarısı kesilmiş dananın, korkudan delirmiş gözlerle caddelere kaçtığı ve arkasından eli satırlı, bıçaklı insanların kovaladığı bir kent İstanbul. Çarpık gelişmemizin, insanlıktan çıkışımızın, para kazanmış ama her türlü değer ölçüsünü, ahlakı, insanlığı unutmuş “yeni Türk insanı” tipinin barbarlık şöleni. Eski Kurban bayramlarında bazı Arap ülkelerinde de bulundum. İnanın bana hiçbirinde bizdeki vahşet yok. Kimse kendini kandırmasın; bu bir ibadet değil düpedüz bir şiddet ve kan bayramı. Eğer kendi kendimize bunu düzeltemiyorsak Avrupa Birliği’nin dayatmalarda bulunması gerekir. AB liderlerini ve AB parlamentosundaki arkadaşlarımızı bu konuda uyarmak da bizim görevimiz.