İki gün boyunca, Bonn'da görüşme olanağı bulduğum politikacıların, Ankara'yı şaşkınlıkla izlediğini gördüm. Hıristiyan Demokrat Parti'nin yetkili ismi Bay Lammers, Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel, ayrı ayrı görüştüğüm Sosyal Demokrat ve Yeşiller Partisi milletvekilleri, Türk-Yunan ilişkilerinden çok, Türkiye'nin iç sorunlarını tartışmak ve sorular yöneltmek için olağan dışı bir istek gösterdiler.

Anlaşılan; Türkiye Bonn tarafından projektör altına alınmış.

Yöneticilerin çoğu, Mesut Yılmaz'ın Almanya ziyareti sırasında kendisiyle görüştüklerini ve Yılmaz'ın onlara, bu hükümetin bu hafta içinde gideceği haberini ilettiğini söylediler.

Söyleyiş tarzlarından ve gülümsemelerinden buna pek ihtimal vermedikleri de belliydi.

Bu tahmini, Mesut Yılmaz'ın gerçeklere uymayan özlemi olarak yorumluyorlardı.

Mesut Yılmaz'ın, iç politikada alıştığımız üslubu, yabancı diyarlarda neden tekrarladığını anlayamadım doğrusu.

Bonn yönetimi Türkiye'nin Refah ile ordu faktörü arasına sıkıştığının farkında.

Ve bunu temelde, dini çevrelerin Kemalizm'le hesaplaşması olarak algılıyorlar.

Bazı politikacılar, olası bir ordu müdahalesinin Refah'ı çok daha güçlendireceği kaygısını taşıyor.

Tansu Çiller'in güvenilmez bir insan olduğu kanısı yerleşmiş.

Bütün bunları politikacıların verdiği demeçler olarak değil, toplantılardan edindiğim izlenim olarak aktarmam gerekiyor.

Almanya'da yaşayan 2.5 milyon Türkiyeli, Almanları kara kara düşündürmeye başlamış.

60'lı yıllardan beri "Türkiyeli" konuk işçi olarak görmeye alıştıkları kitlenin iç çelişkilerini yeni kavrıyorlar.

Türkiye'deki İslamcı, Kürtçü ve milliyetçi kutuplaşması, olduğu gibi Almanya'ya yansıyor.

Bonn yönetimi PKK'yı, Milli Görüş'ü ve ülkücü hareketi daha iyi öğrenme gereksinimi içinde.

Yüz bini Alman pasaportu taşıyan, iki yüz elli bini Alman yurttaşlığı için sırada bekleyen ve kabına sığamayan bu kitle yeni Almanya'nın biçimlenmesinde söz sahibi.

Klaus Kinkel ilginç bir politikacı. Duygusal davranışlar sergilemekten kaçınmıyor.

"Yunanlılar beni Türk dostu olmakla suçluyorlar!" diyor.

Ona, Simitis yönetiminin yeni Türkiye stratejisi hakkında ne düşündüğümü anlatıyor ve katılıp katılmadığını soruyorum.

Başta Almanlar olmak üzere Avrupa Birliği üyeleri, Türkiye'nin her başvurusunu, Yunanistan'ın engel çıkardığı gerekçesiyle karşıladılar. Sanki Yunan vetosu olmasa, her şey güllük gülistanlık olacakmış havasını yaydılar.

Şimdi Yunanistan, tam tersi bir stratejiyle Türkiye'nin Avrupalı olduğunu ilan ediyor ve Almanlara "Buyurun, şimdi siz uğraşın!" diyor.

Bunun üzerine Almanlar Türkiye'ye karşı sertleşmek zorunda kalıyor.

Kinkel'e bu analizi aktardığım zaman bir kahkaha atıyor ve "Doğru!" diyor.

Zaten Pangalos'un demeçleri doğru okunduğunda bu gerçek sırıtmakta.

Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel'in ev sahipliğinde, Bonn yönetiminin Theoderakis'le yürüttüğümüz çalışmalara ve Avrupa turnesine böylesine büyük bir destek vermesi hem Alman, hem Türk, hem de Yunan çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

Kinkel'in bizim için verdiği daveti Yunan televizyonları üstüste yayınladılar.

Bakalım ilerleyen turne günleri neler gösterecek?