Ülkelerin sıkıntılı zamanlarında ortalığı bir umutsuzluk kaplar. Herkes kendi koşullarını, daha rahat ülkelerin haliyle karşılaştırır ve ister istemez umutsuzluğa kapılır. Niye onlarda işler düzgündür de bizde böyledir? Bir kader midir, talihsizlik midir bu? İnsanlar niçin rahat bir nefes alamaz? Karanlık sonsuza kadar mı devam edecektir böyle?

Bu “kendine acıma seansları” nda bir şey unutulur: Dünyada her zaman rahat etmiş, her dönemini mutluluk içinde geçirebilmiş bir tek ülke yoktur. Dönem dönem bütün ülkeler sıkıntıya girer, halkları umutsuzluk içinde kıvranır. Bir insanın ömür dilimiyle ilgili kötü bir rastlantıdır bu. Çünkü ülkeler yüzlerce yıl yaşar, insan ise bilemedin yüz yıl. Bu yüzden depremi, tarihsel gelişimleri, ekonomiyi bir ömrün sınırları içinde kavrarız. Bununla da kalmaz, dünyayı önümüzdeki üç beş yıldan ibaret sayarız.

Bir düşünün: 1940’lar Avrupa’sı alev alev yanıyordu. Milyonlarca insan ölüyor, şehirler her gün bombalanıyordu. O dönemde yaşayan talihsiz insanların hayattan hiçbir beklentileri kalmamıştı. Bugün Avrupa’nın neredeyse en parlak ülkesi olan İspanya, iç savaşta, kardeşin kardeşi öldürdüğü bir delirme yaşamıştı. Aynı kaderi Yunanistan da paylaşmıştı. Sovyetler Birliği, milyonlarca insanını savaşta ve felaketlerde yitiren bir cehennem ülkesine dönmüştü. En rahat sanılan Amerika bile bir zamanlar ırk ayrımının, siyasi cinayetlerin, 29’daki ekonomik krizin ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kalmıştı. Kaç aile yok oldu, kaç kuşak acı çekti!

Balkan Harbi ve Birinci Dünya Savaşı’nda biz de cehennemi görmüştük. O kuşaklar ziyan olup gitti. Ama İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’ya göre daha rahattık, daha huzurluyduk. O dönemde Avrupa’dan kaçanlar, Türkiye’yi güvenli bir liman gibi görüyordu.Sonra koşullar yine değişti.Bugün Batı dengeli, rahat… Türkiye ise iç karışıklıklarla sarsılıyor. Herkeste bir tedirginlik, bir endişe:“Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz? Sonumuz ne olacak? ” Eğer olaya biraz zaman boyutunda bakarsak, bu ülkeye hiçbir şey olmayacağını görürüz. Bu sıkıntılı, hatta biraz çılgın günler elbet geride kalacak.Türkiye daha huzurlu, daha mutlu günlere kavuşacak. İç hesaplaşmaların yorduğu, yıprattığı ülke, bu kavgaları unutarak zengin ve mutlu bir geleceğe kavuşacak.

İstanbul’un işgali sırasında herkes dükkânına ya da evine bir hat asarmış. İngilizlerin dua sanarak aldırmadığı, toplamadığı ama bir halkın direncini yansıtan levhada şunlar yazılıymış: “Bu da geçer ya hu! ” Zor geçer ama geçer. Hep geçer!