2500 sayfaya yakın iddianame, bir milyon sayfaya yakın belge, sonu gelmez ifadeler. Daha paşalarla ilgili ek iddianame yok ortada. Ona da sıra gelecek. Bu arada Askeri Savcılık da harekete geçmiş ve aynı konuda soruşturma açmış durumda. Ağustos ayında Anayasa Mahkemesi’nin AKP konusunda bir karar vermesi bekleniyor. Ondan sonra ülke, büyük bir ihtimalle seçime gidecek. Yani sıcak, çok sıcak bir yaz geçiriyoruz. Kamuoyu her gün yeni bir haberle sarsılıyor. Kurbanla cellat sürekli yer değiştiriyor.
Peki bütün bunlar neyi göstermekte? Bu davalar, karşılıklı suçlamalar, basındaki kamplaşma, ülkedeki sertleşme neyin işareti? Bence bir tek şeyin. İktidar kavgasında sona yaklaşılıyor. Hesaplaşmanın son aşamasına giriliyor. Rejimi değiştirmek isteyenlerle, rejim savunucuları arasındaki kavganın son aşamasına. Bu aşamanın çok sert geçeceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Bir taraf halk diliyle diyor ki: “Ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki bazı ilkelerin değiştirilmesini istiyorum. Gelin bu kuruluşu, benim isteklerime göre yeniden oluşturalım.” Öteki taraf da diyor ki: “Hayır, ben kuruluş ilkelerini değiştirtmem. Her şey aynen böyle kalacak.” Bunun üzerine birinci kesim: “Ben amacıma varmak için meşru ve gayrimeşru her aracı kullanırım” diyor. İkinci taraf hemen devreye giriyor ve o da aynı vasıtaları kullanacağını belirtiyor. Üstü örtülü savaşın altında yatan gerçek bu.
Kutuplaşma ne yazık ki yurttaşları da bölüyor. Herkes uçlara doğru çekilmekte. Müthiş bir güvensizlik havası egemen oluyor ülkeye. Kurumlar çöküyor. Ve olan Türkiye’ye oluyor.
