DÜNKÜ Hürriyet'te, hem Ertuğrul Özkök hem de Doğan Hızlan, Pazar yazılarını türkülere ayırmışlardı.
Bu güzel yazıları kaçıranlar bulup okumalı.
Ertuğrul Özkök şöyle yazıyordu: "Bütün bir Anadolu, Balkan, Kırım, Güneydoğu, Karadeniz kanatlarımın altında.
Uçuyorum.
Bütün bir Türklük, Azerilik, Kürtlük kosmoğrafyasının yaka uçları bir araya geliyor.
Düğmeleri ilikliyorum.
Ve bütün bu duyguları bana işte bu güzel türküler veriyor.
Şükriye Tutkun'un söylediği türküler.
Ferhat Livaneli'nin düzenlediği, onun söylediği bizim türküler."
DOĞAN Hızlan ise yazısına "Türkünün Yükselişi" başlığını koymuştu.
"Ortak kaderinizin ortak sesine kulaklarınızı tıkayamazsınız" diyordu. "Bugün türkü dinleyin, sesli tarihinizi okuyun!"
GEÇTİĞİMİZ günlerde Sabah'ta Hıncal Uluç da türkünün yükselişine ait güzel bir yazı yayınlamıştı.
Bütün bu yazıları okumak beni nasıl mutlu ediyor bilemezsiniz. Kanatlanıyorum, içim kamaşıyor.
Çünkü Anadolu'nun dünyanın en zengin türkü hazinesine sahip olduğunu, bu halkın dil ve müzik dehasıyla yarattığı, yüzlerce yıldır kuşaktan kuşağa taşıdığı türkülere gereken önemi vermediğimizi düşünüyordum.
Yıllar süren kötü müzik, kötü söz furyasında neredeyse umutlarımı yitirmek üzereydim.
Karacaoğlan'ın, Pir Sultan'ın Dadaloğlu'nun ülkesinde ve onların yazdığı dilde bu kadar kötü manzumeler nasıl yazılabilir diye şaşıp kalıyordum.
Şimdi sevinerek görüyorum ki cevherin cevher olduğu gerçeği tekrar ortaya çıkıyor.
Ülkedeki eğilimleri yakalayan arkadaşlarımız tarafından yazılan türkü güzellemelerini yüreğim kabararak okuyorum.
GELELİM herkesi heyecanlandıran Şükriye Tutkun ve Arda Boyları'nın hikayesine.
Aslında bu albüm yapılalı epey oluyor.
Evde bu diski sık sık dinliyor ve neden ortaya çıkmadığını, insanların kulaklarının neden tıkalı olduğunu konuşup duruyorduk.
Ferhat Livaneli her zamanki alçakgönüllü tavırlarıyla "Ses de iyi türküler de... Galiba bu işi ben berbat ettim" diyordu. "Plak şirketine ısrar ettim. Yaylı sazlara dayalı gelişmiş bir armoni kullandık. Bizim millet ise bol bol perküsyon ve basit melodiler istiyor. Bütün suç benim!"
Oysa Ferhat, klasik müzik eğitiminin ve halk müziğine yakın olmanın verdiği ustalıkla, müthiş bir iş başarmış ve Şükriye Tutkun da olağanüstü bir yorum getirmişti.
"Bu plağın kalitesi nasıl olsa anlaşılacak" diyorduk. "Er ya da geç!"
İşte o günler geldi.
Ferhat'ın kaliteli iş yapmaktan duyduğu vicdan azabı ortadan kalktığı için çok memnunum.
