Erich Fromm, toprağa bağlılıkla ölümseverliği eş tutar. Ölümseverlik, yani ölüme ayarlı olarak yaşamak kara toplumlarında yaygındır ve toprağa dönüş, ana rahmine dönüş gibi sembollerle kendini açığa vurur.

Büyük bilimadamı Fromm sıcak bir duş altında dertlerimizi unutmamızı ya da tepemize kadar örttüğümüz yorganın altında dizlerimizi karnımıza çekerek yatmamızı bile, bilinçaltında ana rahmine geri dönüş isteği olarak yorumlar.

Bu açıdan bakıldığında bizim geleneksel kültürümüz, yaşamdan çok ölüme dönüktür.

"Benim sadık yarim kara topraktır" dünya görüşüyle de bütünleşen Ortadoğu kültürü, bu dünyayı geçici bir mekan saydığı için durmadan ölüm düşünceleri üretir.

Bu Ortadoğu alışkanlığını dine bağlamak yanlıştır. Kara toplumları olan Ortadoğu halklarında ölüme dönüklük, İslamdan önce de vardı. Hem de daha çok vardı. Doğumdan sonra kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir gelenekti İslam öncesi.

Bu bakımdan İslamın; "hiç ölmeyecekmiş gibi dünya işiyle ilgilen!" öğüdü, bu toplumların yüzünü yaşama doğru çevirmek için sarsıcı bir emir olarak bile düşünülebilir.

***

Bizim ezgilerimiz de toprağa ve ölüme dönüktür.

Arap, Fars, Bizans mistik kültürlerinde, müzik, karar sesini hep pes notalarda arar. Ve ufak melodik gezintilerden sonra sesi pes notada bağlar.

Batı müziğinde ise notalar sanki kanatlanıp gökyüzüne uçmak ister gibi gittikçe daha yükseğe tırmanır.

Hıristiyan borularının gökyüzüne dikili olmasına karşı, İslam ney'inin toprağa bakmasının sebebi budur.

İnsanların duruşları, jestleri de bu temel itkiden kaynaklanır.

Osmanlı, en haşmetli zamanında bile boynu bükük durur.

Bu cihan imparatorluğunun emperyal müziği bile hüzün dolu, gösterişten uzak bir müziktir.

Çünkü "dünya saltanatı" geçicidir.

"Mağrur olma padişahım!" denir. "Senden büyük Allah var!"

Oysa batılı mağrurdur, kibirlidir.

**

Akdeniz'in damgasını taşıyan toplumlar yaşama ve aşka dönüktür.

Müzik, rondo, dans, karnaval, operet gibi bütün eğlence biçimleri düpedüz halkın malıdır ve durmadan yanık sevdalar üretir.

Akdeniz kültürüne ait olmak demek, bu denize kıyısı olmak anlamına gelmez.

Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Suriye gibi gibi ülkelerin de Akdeniz'de kıyısı vardır ama bu ülkelerde çöl kültürü egemendir.

Onları hareket ettiren temel itki, denizin tuzu değil, çölün güneşidir. Bu yüzden kültürleri ölüme dönüktür.

***

Biz herşeyde olduğu gibi bu alanda da iki arada bir derede kalmışız.

Kara kültürünün etkileriyle, Akdeniz birbirine geçmiştir bizde. Hatta Kafkas, Karadeniz, Balkan ve daha birçok kültürel kategori üstüste binmiştir.

Belki de bu yüzden, kendimizi ve karşımızdakini yoketme güdüsünden kurtulma şansına sahibiz.

Belki de yüzünü yaşama çevirebilecek ilk Ortadoğu ülkesi olma potansiyelini taşıyoruz.