Yunan Gazetesi Elefterotipios "Mitterrand döneminde Paris-Osmanlı ekseni kuruldu" diye yazıyor.
Hatırlarsınız:
Altı ay önce, Almanya'nın gelişme ve büyüme isteğine dikkat çekmiş ve "Fransa ile Türkiye arasında bir yakınlaşma beklenmelidir."diye yazmıştık. Tarih tekrar ediyordu.
Habsburg egemenliğinin güçlenmesi ve yayılması karşısında 1. François ile Kanuni arasında bir yakınlaşma başlamıştı.
Almanya karşısında günümüz Fransa'sı ve Türkiye'si de bir işbirliğine gideceklerdi.
Ve Mitterrand'ın muhtemel ziyareti de bunun göstergelerinden biriydi.
Bu satırları yazdığımız zaman ortada ne Alman gerginliği vardı ne Fransa yakınlaşması.
Sadece tarihin ışığında, gelece dönük bir öngörüde bulunmuştuk.
O yazı, düşünce çevrelerimiz ve basınımız tarafından derin bir sessizlikle karşılandı.
Bu önemli konuyu gündeme getirebilmek amacıyla 5 kere daha yazdım.
Her seferinde 1. François-Osmanlı ilişkilerini modern döneme bir örnek olarak gösterdim.
Gene derin ve anlamlı bir sükutla karşılaştım!
Sonunda Mitterrand ziyareti gerçekleşti ve Fransız Cumhurbaşkanı, 1. François'dan ve Osmanlı-Fransız ilişkilerinden sözetti.
Konu birdenbire gündeme geldi.
Bu bakımdan Fransız Cumhurbaşkanına teşekkür borçluyuz.
***
Almanya ile yaşanan gerginlikte de aynı üslup geçerli oldu.
Almanya: Bir Akdeniz ülkesi yazımızla başlayan ve muhtemel bir Alman-Türk çıkar çatışmasını konu edinen yazımız sağır duvarlara çarptı.
Aylar sonra kriz başgösterince bir kısım kalemler boykot-moykot diye gündelik heyecanlara kapıldılar.
Dedik ki; Bunlar ciddi tepkiler değildir. Dikkat edin: Hırvatistan'ı tanıma konusunda da Almanya yalnız başına davrandı. Öteki Avrupa ülkeleri ve Amerika karşı çıktılar. Ama ne oldu? Almanya dediğini kabul ettirdi.
Sonuçta gerçekten de Almanya etkili oldu ve Avrupa Parlamentosundan Türkiye'yi kınama kararı çıkarttırdı.
Boykota karşı çıktık diye bize Karagöz üslubuyla söven yazarlar ise hatırlanmadılar. Başka güncel heyecanlar peşine takıldılar.
Gene dedik ki; Nevruz'da dikkatler yanlış olarak "bir halk ayaklanması provası"na çekilmiştir. Öcalan'ın konuşmaları ve gidişat bunu işaret etmiyor.
Strateji, Nevruz paranoyası dolayısıyla karşı karşıya gelecek olan T.C. devleti ve Kürt halkını dünya kamuoyuna göstermek ve böylece meseleyi uluslararası platforma çekmektir. PKK meselesi ilk kez Avrupa Parlamentosu ve AGİK çapına gelecektir.
Gene tisss...
Hatta, halk ayaklanmasını başarısızlığa uğrattık diye övünenler oldu.
Sonuçta iş; Avrupa Parlamentosu kapsamında T.C. ve PKK'nın aynı paragrafta taraf olarak anılmasına kadar geldi.
Ne diyelim?
***
Umarız bir başka Cumhurbaşkanı da bu konuları gündeme getirir.
