Genellikle yazarlar iyi konuşamaz. Hatta yazarların çoğu iyi konuşmacı değildir diye bir genelleme yaparsam çok yanılmış olmam herhalde. Ama İsrailli büyük yazar Amos Oz bu alanda bir ayrıcalık oluşturuyor. Hem çok iyi bir yazar, hem de müthiş bir konuşmacı. Dolayısıyla, ziyaret ettiği her ülkede onu sadece kitaplarından tanıyan okurlarına şaşırtıcı bir konuşma ziyafeti sunuyor. Esprilerle süslediği konuşmalarında en zor ve duyarlı konulan bile yumuşak ve ikna edici bir üslupla sunmayı beceriyor. İsrail-Filistin gibi netameli bir konuyu anlatırken gösterdiği beceriye hayranlık duymamak elde değil. Tabii bunu sadece konuşma yeteneğiyle açıklamak olanaksız. Amos Oz, politik konulara “insan” açısından bakmayı başardığı ve düşüncelerinin temeline derin bir hümanizmi yerleştirdiği için bu kadar ikna edici. Diyor ki: ‘Bazı Avrupalılar İsrail ve Filistin önde gelenlerini bir hafta sonunda davet ederek, kahve çay ikram edip anlaşmazlıkları giderebileceklerini sanıyor. Oysa bizim derdimiz yanlış anlama değil, birbirimizi çok iyi anlıyoruz.” Hem Filistinlilerin, hem İsraillilerin çok iyi anladığı gerçek ise şu: ”Dar bir eve sıkışmış iki aile gibiyiz. İki ailenin de gidebilecek başka bir yeri yok. Bu evi ikiye bölüp, daha küçük fakat kendimize ait bir yerde yaşamaya çalışıyoruz. Ama ev o kadar girift ve yapısı o kadar karmaşık ki ikiye bölme çabası çok sancılı oluyor.” Amos Oz’a göre iki devlet formülünden başka bir çözüm yok. “Bu bir gün mutlaka olacak” diyor, “Ama bana ne zaman diye sormayın. Çünkü kehanette bulunamam. Geldiğim bölgede o kadar çok peygamber yetişti ki kehanet konusunda rekabet çok fazla.” Amos Oz’u dinlerken konuşma üslubunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kavradım. Onun yerinde asık suratlı ve katı bir adam olsa, söyledikleri itiraz dalgalanmaları yaratabilir, sevimsiz bir sonuçla karşılaşabilirdi. Ama güler yüzlü ve esprili üslubu politik konulara müthiş bir insancıllık ve mizah duygusu kattığı için insanlar hayran kalıyordu. Türk-Ermeni, Türk-Kürt meselelerine de böyle bir üslupla yaklaşılsa diye düşündüm, her şey daha kolay olmaz mıydı? Olurdu elbette ama bu iş sadece niyet değil, büyük ve geniş bir kavrayış gerektiriyor. Ayrıca bizim geleneğimiz ne yazık ki “sert sözler söyleyip karşısındakine haddini bildirme” üzerine kurulu. Amos Oz gibi bir ozmos yeteneğine sahip insanımız çok az.
