Almanlar pek sever bu sözü ve sık sık kullanır.Doğru; her dönemin bir ruhu vardır ve bu ruhtaki yenilenme zaman zaman kuşakları birbirine düşürür.Eskiler, büyük bir özlemle kendi dönemlerindeki ahlak anlayışını ve değerleri arar, değişen dünyayı eleştirir.Onlara göre her şey daha kötü olmuştur artık.İnsanlar bozulmuştur, yozlaşmıştır.Eğer bu yakınmalar doğru olsaydı şimdiye kadar köhne dünyanın çoktan hapı yutmuş olması gerekirdi elbette.Çünkü özellikle şairler hep kendi dönemlerini eleştirmiş ve toplumu hicvetmeyi kendilerinin asli görevi saymışlardır.Shakespeare de ağır bir toplum eleştirisi yapmıştır, Moliére de, Cervantes de.Buna rağmen insanlık hep ileri gitmiştir.Eğer onca yakındıkları bozulmalar sürüp gitseydi buna imkân olmazdı.Ama bu genel kuralı, değişmez bir dogma haline getirmek ve körü körüne “Yeni eskiden iyidir!” demek de yanlış.Hiçbir ciddi insan böyle düşünemez.Çünkü toplumların da geri gidişleri ve ileri sıçrayışları vardır.Bozulma, yozlaşma, düzelme evreleri yaşarlar.Mesela Birinci Dünya Savaşı cehenneminde yaşayan bir kişi, tepesine bombalar düşerken “Ah bizim gençliğimiz ne mutlu bir çağdı. 1900 başlarını arıyorum. Şimdi insanlık çıldırdı” demekte haklıdır.Ya da Juliani öncesi New York’ta bir kişinin artan suç oranından yaka silkmesi ve “Bizim gençliğimizde her şey daha iyiydi” demeye hakkı vardır.Bunu bir Amerikan valisinin ağzından duyduğumda şaşırmıştım. Çünkü adam “Eskiden bu ülkede kimse kapısını kilitlemezdi” diyordu. Sorup soruşturdum ve haklı olduğunu öğrendim.Dostoyevski Rusya’da kölelik ortadan kalktıktan sonra, şehirlerde artan suç oranına dikkat çekmiştir.Köleliğin kaldırılışı insanlık açısından büyük bir adımdır ama yüzyıllardır baskı altında tutulmuş insan özgür kalınca bazı anormalliklere sürüklenmekte ve şehirde dehşet yaratmaktadır.Her ülkenin “decadence” denilen dönemleri vardır.Ve bireyin maruz kaldığı medya bombardımanının yarattığı yeni ahlakı incelemek, Anthony Burgess’in “Otomatik Portakal”da ya da Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”da yaptığı gibi bir tek suçtan yola çıkarak toplumdaki yönelişleri sezmeye çalışmak suç değildir.Hatta bir iddiada bulunacak ve diyeceğim ki; çağını eleştirmemiş, çağdaşı olan bireyler yoluyla genellemeler yapmamış bir tek ciddi yazar yoktur.Gelin dogmalar yoluyla düşünmeyelim; kızarak, öfkelenerek hayatı kavramış bir tek düşünür yoktur.Her türlü sezgiye, parmak uçlarınıza gelen ihsaslara açık olmanız ve bildiklerinizden, size öğretilenlerden sürekli olarak kuşkuya düşmeniz gerekir.Ne diyor Montaigne; “Bana doğru gibi gelen bir şey yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin.” Hayat bir ruh halinden ibarettir.
