Tarihin hızlandığı anlar olduğunu hepimiz biliriz. Aslında “tarih açısından önemli olayların birbiri ardına geldiği dönemler“ olarak algılamak gerekir bu sözü. Şu anda galiba Türkiye de böyle bir hızlandırılmış süreçten geçiyor. Önce Sofya’da, sonra Atina ve Selanik’te, yayınlanan kitaplarımla ilgili sunumlara, basın toplantılarına, imza günlerine katılıyor olmama rağmen, internetten izlediğim kadarıyla, olaylar baş döndürücü bir hâl aldı. Bir gün Nevruz toplantısı, Öcalan’ın mektubunun okunması, ertesi gün İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi… Hepsi tarihte yer tutacak kadar büyük olaylar. Hepimizin umudu. Elbette ki olayların iç yüzünü, kapalı kapılar ardında konuşulanları, diplomatik ilişkileri, pazarlıkları, gizli servis çalışmalarını, geleceğe dönük planları bilmemiz olanaksız. Bunların hepsi son derece gizli şeyler. Tam olarak ne olup bittiğini ancak yıllar sonra anlayabileceğiz. O yüzden, bilmediğim konularda “ahkâm kesmek“ niyetinde değilim. Sadece, genel bir bakışla gözlemlerimi ve edindiğim izlenimleri yazmak istiyorum. Önce şunu söylemem gerekir ki barış hepimizin umudu. Ömrüm boyunca barışı, kan dökülmemesini, ne kadar zor olursa olsun, her çelişkinin konuşmayIa, anlaşma yoluyla çözülmesini savunmuş bir kişi olarak, bugün yeşeren barış umutları beni de heyecanlandırıyor. Ne var ki bu yolun mayınlarla dolu, zor bir süreç olduğunun da bilincindeyim. Kısacası çok tehlikeli bir dönemden geçiyoruz. Umalım ve dileyelim ki her şey, bu ülkenin ve insanlarının yararına gelişsin. Son olaylar ve ardından İsrail’in özür dilemesi, zaten birçok ülkeyi ilgilendiren Kürt kartının, daha da uluslararası bir boyut kazandığını, büyük devletlerin oyun alanına girdiğini gösteriyor. Yeni Orta Doğu? Ankara’nın da Tel Aviv’in de, diğer başkentler gibi, sadece o başkentlerdeki hükümetler tarafından yönetilmediğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, yıllar önce çok dikkatli bir biçimde hazırlanmış, üzerinde çalışılmış, ön temasları yapılmış senaryolar hayata geçiriliyor ve milli hükümetlerin bu büyük stratejiler konusunda yapabilecekleri pek fazla bir şey yok gibi görünmekte. Bir anlamda elleri kolları bağlı. Ben, ülkemizde olup bitenleri; 11 Eylül’den sonra oluşan iklim, Orta Doğu’yla ilgili yeni planlar, Arap Baharı denilen planlı hareketler, Suriye’de Esad’ı devirme ısrarı gibi uluslararası büyük bir stratejinin parçaları olarak görüyorum. On yıl sonra Orta Doğu’nun ne hâl alacağı; Türkiye’nin, İran’ın, Irak’ın Mısır’ın, Suriye’nin, Kürt bölgelerinin ne şekle bürüneceği, hangi sınırların değişeceği, kimin kiminle savaşacağı, kimlerin ittifak yapacağı şimdiden bellidir. Büyük güçlerin bir İslam bloku istemediği, bu yüzden Orta Doğu’yu Sünni, Şii ve Kürt eyaletlerine bölme planından daha önce birkaç kez söz etmiştim zaten. Galiba gelişmeler o yönde ilerliyor.