Serenad’ın Bulgarca çevirisinin tanıtım toplantıları dolayısıyla Sofya’dayım ama aklım kitapta değil Hasan Cemal’de. Onu 1966 yılında tanımıştım; Ataol Behramoğlu ile beraber. Dile kolay; 47 yıl geçmiş aradan. Yarım yüzyıla yaklaşan bu uzun süre içinde genel olarak “özgürlükler, demokrasi, insan hakları, barış” gibi birçok konuda aynı değerleri paylaştık ama zaman zaman hükümetler konusunda ayrıştık. Son yıllarda Hasan Cemal (ve daha birçok arkadaş) Türkiye’ye özgürleşmenin AKP eliyle geleceği yolunda aşırı bir coşkuya kapıldılar. Biz de temkinli olun, bu kadar angaje olmayın, hayal kırıklığına uğrarsınız dedik. “Yetmez ama evet!” konusunda da yollarımız ayrıldı. Sonra olup bitenler herkesin malumu. AKP’nin yollarına gül döken birçok arkadaş, hatalarını anlayıp, hükümeti eleştirmeye başladılar. Çünkü Hasan Cemal başta olmak üzere birçoğu o desteği, kimseye yaranmak ya da çıkar sağlamak için değil, sadece özgür-demokrat Türkiye’ye bir an önce kavuşacaklarını düşündükleri için vermişlerdi. Blair’in dediği gibi… “Kişi noksanın bilmek gibi irfan olmaz!” denilmiştir. Hasan Cemal bu irfana sahip olan ve her an özeleştiri yapabilecek bir arkadaşımızdır. Ama bir de duyduk ki; Milliyet Gazetesi’ndeki yazısı basılmamış ve ayrılmak zorunda kalmış. İçimizden birisine bu muamele uygulanırken, başımızı öte yana çevirerek görmezden gelmeye ve susmaya hakkımız yok. Buna benzer bir yazıyı Ahmet Altan Milliyet’ten dışlandığı zaman yine Milliyet Gazetesi’nde yayınlamıştım. Hükümetler bazı yazarlardan hoşlanmaz, buna hakları da vardır ama hiçbir demokratik rejimde bu “hoşlanmama“ hâli bir yaptırımla sonuçlanmaz. Tony Blair’in dediği gibi: “Basın, hava durumuna benzer. Ona karşı elinden hiçbir şey gelmez.” Hatırlarsanız bu köşede kaç kez 2013 ve 14’ün, “Türkiye’nin sarsıntı yılları” olacağı tahminimi yazmıştım. Çünkü olaylar aynen yüz yıl öncesini andırıyor. Bir yanda sırat köprüleri, bir yanda iyice birbirinden kopmuş ve kutuplaşmış halk kitleleri, provokasyona son derece açık bir ortam ve fırtınanın ortasında seyreden bir gemiye binmiş gibi başı dönen bir halk. Böyle bir ortamda Hasan Cemal’ler susturulmamalı; tam tersine, uyarılarına kulak verilmeli.