DÜN Doğan Hızlan dostum-la görüşürken, Anadolu halkı-nın inanılmaz dil yeteneğinden söz ettik.

Halkımızın belki de en büyük yeteneği dil konusunda ortaya çıkıyor.

Akıllara durgunluk verecek bir dil zenginliğine ve ifade ola-nağına sahibiz.

Atasözlerini, deyimleri, ilen-lemeleri, güzellemeleri, ağıtları, türküleri, saz şairlerini hatırla-dığımızda, bu müthiş miras ve inanılmaz zenginlik gözler önü-ne seriliyor.

Hele yabancı dillerde okuya-biliyor ve o Türkçeyi o dillerle karşılaştırabiliyorsanız, ana dilinize duyduğunuz hayranlık bir kat daha artıyor.

Bir örnek vereyim: 70'li yıllarda **Garcia Marqu-ez**'in (Markez okunuyor) "**Yüzyıllık Yalnızlık**" adlı romanı çok ünlenmişti.

Daha sonraki yıllarda yazarına Nobel ödülü ka-zandıracak olan bu kitabın hem Türkçesi, hem İngilizcesi vardı bende.

Daha ilk sayfalardan itibaren **Seçkin Cılızoğ-lu**'nun Türkçesiyle, kitap sizi sarıp sarmalıyordu.

Oysa İngilizcesinde o zenginlik yoktu.

Çünkü **kap kacak, tıngır mıngır, sapsarı, kıp-kırmızı, sımsıcak** gibi güçlendirme efektlerine sahip değildi İngiliz dili.

***

SON albüm çalışmasında Anadolu şiirinden seçtiğim pırlanta dizeleri yan yana getirip yeni bir şarkı sözü elde etmeyi denedim.

Sonuç olağanüstü dersem abartmış olmam sanırım.

Bir türküde sevgililer birbirine diyor ki: **Bir da-ha vursa idi / Nefesim nefesine.**

Aşkın bundan güzel anlatımı zor bulunur.

Başka bir şiirde şöyle deniyor: **Ayaküstü duramam / Seni gördüğüm zaman**

***

**Hele Karacaoğlan, hele Karacaoğlan!**

Bana göre dünyanın en büyük aşk ve doğa şa-iri olan **Karacaoğlan**'ı bu halk baş üstünde taşı-mış.

Onun, Virgilius'u yaya bırakan şiirlerini kuşak-tan kuşağa aktararak bugüne ulaştırmış.

Namus kavramı yüzünden binlerce cinayet iş-lenen Anadolu'da, gördüğü her kıza güzelleme yazan, fiziksel aşkı yücelten bu şair neredeyse ermiş mertebesine yükseltilmiş.

**Karacaoğlan** diyor ki: "**Gidip bir kötünün koynu-na girmiş / Şu benim öpmeye kıyamadığım**"

Bundan güçlü şiir olur mu?

***

Üzüntüm şu: **Karacaoğlan** gibi bir şiir dehası-na sahip olan **Türkiye**'de yeni çıkan şarkıların bazıları niye bu kadar anlamsız?

Niye bu kadar sahte tekerlemelere dayanıyor?

Anlamıyorum.

İster halk şiirindeki **Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Karacaoğlan**, ister divan şii-rindeki büyük **Fuzuli, Nedim, Baki, Nef'i, Şeyh Galip.**

Hangisini isterseniz onu temel alın.

Ama köke dayanmayan, oradan hız almayan bir çağdaş sanat yaratılamaz.

Geleneği redderek hiçbir yere varılmaz.

E mail: livaneli@milliyet.com.tr