Bu köşeyi okuyanların yakından bildiği gibi; Türkiye’nin en önemli meselesinin kültür olduğunu sık sık dile getiriyorum. Türkiye’ye hakim olan kültürel ortama baktığımızda iki ana eğilim göze çarpıyor. Birincisi Orta Doğululaşma, ikincisi ise küresel kitle kültürünün hayatımızın her alanına hızla ve çok etkili bir biçimde nüfuz etmesi. 50’lerden beri Cumhuriyet Türkiyesi bir lümpenleşme süreci yaşıyor. Üzüntüyle Cumhuriyet ideallerinden her gün biraz daha uzaklaştığımızı görüyoruz. Bugün, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki atılım ruhunu, inancı, onurlu ve bağımsız tavrı yitirdiğimiz düşünülüyorsa eğer, bu bir kültür sorunudur. Bütün sorunlarımızın kaynağı kültüre dayandığına göre, çözüm de yine kültürdedir. Bir ülkenin kültür yaşamı boşluk kaldırmaz. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, dün Harp Akademileri’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada bu konuyu özellikle vurguladı. Atatürk’ün kültür, tarih ve dilin, bir halkın ümmetten millet oluşa geçiş sürecindeki öneminin farkında olduğunu ve bunlar üzerine özellikle eğildiğini söyledi. Ülkenin tüm silahlı kuvvetlerinin komutanı olan Büyükanıt, silahlardan çok kültürün önemini vurguladı. Kültür, dil ve tarih bir toplumu oluşturmada, dönüştürmede ve çağdaş yurttaşın yaratılmasında son derece önemli bir role sahip. Ne yazık ki Atatürk’ten sonra gelen yöneticiler kültür, dil ve tarihe yapılacak vurgunun önemini iyi değerlendiremedi. Darbe, emir, yasak ve tüzüklerle toplumu yönetmeye çalıştılar. Ancak esas mesele kültürdür. Mevcut iktidar ise kültürün öneminin farkında ve toplumu yavaş yavaş dönüştürmeyi başarıyor. Müziğiyle, mutfağıyla, gündelik yaşamıyla toplum yavaş yavaş siyasal İslam’ın istediği niteliğe bürünüyor. Cumhuriyet’in ilk yılları bir “kültür devrimi”ne tanıklık etmişti. Atatürk döneminde, ülkedeki her türlü hurafeye, boş inanca, gericiliğe karşı bir devrim yapılmıştı. Mustafa Kemal Paşa ömrü savaşlarda geçmiş büyük bir asker olmasına rağmen, özel akşam sohbetlerinin tamamını dil ve edebiyat gibi kültür konularına ayırıyordu. Atatürk’ün sofralarıyla ilgili yazılan anı kitaplarında, onun hiç askerlik anısı anlattığını görmedim. Sadece kültür konularından söz etmiş. Zaten o dönemin Halkevleri, Köy Enstitüleri ve eğitim bakanlığı, evrensel kültürü halk kitlelerine yaymak için girişilen dev hamleninin etkin kurumlarıydı. Dünya düşünce ve edebiyat klasiklerinin, 21. yüzyılda bile yakalayamadığımız bir yetkinlikle devlet eliyle çevrilmesi ve basılması da bu çabanın bir kanıtıdır. Ne yazık ki Atatürk’ün “yeni yurttaş” oluşturma rüyası yarım kaldı. Sonraki yıllarda kültür seferberliği ortadan kalktı. Yaşamakta olduğumuz kültür krizinin siyasal ve toplumsal planda çok vahim sonuçları var. Kültürel değerlerin erozyonu ile bu köşede sık sık dile getirdiğim siyasi kutuplaşma süreci el ele gidiyor. Siyasal İslam hareketi, Kürt hareketi ve bunlara tepki duyan ulusalcılık arasındaki uçurum her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Son günlerin, gerilim dozu yüksek açıklamalarını biraz da bu açıdan görmek gerekir.