Ömrümün ilk yönetmenlik önerisini Türkan Şoray yaptı. Bir gün Türkan Şoray aniden sordu: “ Hiç yönetmenlik yapmayı düşünmedin mi?“ Türkan Şoray’ın sezgisi beni şaşırtmıştı ve sonra filmler yönetirken hep bunu andım. 1989 Aralık ayında Meksika’da karşılaştım Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez , coşkuyla sinemadan söz ediyordu. Ne yeni çıkan romanı ne diğer edebiyat projelerinin onu sinema kadar coşturmadığı dikkatimi çekti. Havana’daki sinema okulunun başkanlığını yapıyordu. Bütün isteği Latin Amerika sinemasını geliştirecek, olumlu katkılarda bulunmaktı. Marquez bu konuda tek örneği oluşturmuyor. Çağımızın büyüsü” Sinema” bütün sanatçıları karşı konulmaz bir çekicilikle kendine çağırıyor. Yazarlar sinema için yazıyorlar. Besteciler film müziği besteliyor daha çok: Der demez benim kişisel serüvenim devreye giriyor. Biliyorsun, bana en çok sorulan şeylerden biri de sinema oldu. Sinemaya neden ve nasıl başlamıştım? Müzik ve sinema birlikte yürüyebilir miydi? Sinema beni çocukluğumdan beri büyüleyen bir sanat . Hepimizin içinde” Cinema Paradiso “nun o sinema delisi harika çocuğu yaşamıyor mu? Ankara’nın Ulus, Büyük, Ankara gibi sinemalarının ucuz 12.00 matinelerinde aynı filmi yedi-sekiz kez izlediğimiz olurdu. Pazar sabahlarının değişmez programı da Bahçelievler’deki Renkli Sinema’da buluşmaktı. İki yakın arkadaşım Sungu Çapan ve Emre Çağatay “Odak” diye bir sinema dergisi hazırlıyorlardı. Kesme resimlerin yapıştırıldığı ve tek kopya olarak yayınlanan (!) bu dergiye sinema yazılar yazıyordum. Ama sinemayla profesyonel ilişkim 1973 yılında İsveç’te yaptığım film müziği ile başladı. Daha sonra Otobüs, Sürü, Yol, Yılanı Öldürseler, Maden, Kan gibi filmlerle sürüp giden bu film müziği besteciliği bana sinemayla ilgili teknik deney kazandırdı. Çünkü filmlerin çoğunu senaryo aşamasından ele alıyor, çekim ve montajlarına katılıyordum. Bu arada birkaç dilden, sinema ile ilgili teknik ve teorik yayınları çalışıyordum. İngiliz, Amerikan, Fransız ve İsveç film kurumlarının hemen hemen her kitabını çalıştım. Kamera teknikleri, mercekler, dolly, cine-jib kullanımları, açılar, ışık, özel efektler ve yönetmenlik konusunda 15 yıl ne bulduysam okudum. Avrupa başkentlerinde ve sinemateklerinde, yılın iyi filmlerini, geçmiş dönem ustalarını izledim. Epey yüklü olan sinema kitaplığımdaki en eski kitabıma 1973 tarihini atmıştım.” Film Editing” adında, montaj tekniklerini öğreten bir kitap. Yönetmenlik yapmak istiyordum. Zaten önce “ Arafat’ta Bir Çocuk “ sonra ” Bütün Kuşların Uykusu” adıyla yayınladığı hikayelerim, birer senaryo gibi görsel teknikle yazılmıştı. Ama bu yönetmenlik isteği yıllarca içimde sakladığım bir sırdı. Hazır olmadan kimseye söz etmek istemiyordum. Ömrümün ilk yönetmenlik önerisini Türkan Şoray yaptı. “ Yılanı Öldürseler “filmini çekmişti. Stockholmde Abidin Dino ile buluşmuş, filmin kurgusu ile ilgili bir çalışma yapıyorduk. Günlerimiz hep montaj masası başına geçiyordu. Bir gün Türkan Şoray aniden sordu: “Hiç yönetmenlik yapmayı düşünmedin mi?” Türkan Şoray’ın sezgisi beni şaşırtmıştı ve sonra filmler yönetirken hep bunu andım. İlk filmimi yapmaya karar verdiğimde, Yaşar Kemal’in bir romanından kaynaklanmasını istiyordum. Ama bir ilk film için çok zor bir seçim olduğunun da farkındaydım. Yaşar Kemal’in yazısında, olayı işleyişinde kullandığı teknik ve olağanüstü dil, sinemaya aktarıldığında, karşılaştırma yapacak insanları şaşırtabilir, hatta filme öfke duyulmasını bile yol açabilirdi. Gene de “Yer Demir Gök Bakır” romanı ve küçük bir çevrede sıkışan insanların mitoz yaratmasını öylesine seviyordum ki riski göze almaya karar verdim. Bir film yapacağım duyulduğu zaman doğan tepkileri hatırlarsın. Bir yönetmen arkadaşım güzel bir şakayla belirtmişti bunu: O sırada ne yaptığını soran bir gazeteciye“ Zülfü’nün filmine müzik yapacağım” cevabını vermişti. Bazı dergilerde “Sinemaya Akın Var” başlığı altında şakalar yayınlandı. Bunların birinde her akşam içtikleri barın barmeninin de benden cesaret alarak film çekeceği anlatılıyordu. ”Değil mi ki Livaneli film yapıyor……… vs“ dedikodular, alaylar gırla gidiyordu. O sıralarda arkadaşlarımın bu dikenli tavırları beni epey üzmüştü. Ama şimdi geriye bakınca serin kanlı bir değerlendirme yapıyor ve onları anlamaya çalışıyorum. Onlar buz dağının su üstündeki bölümünü görüyorlardı. Benim yıllarca süren sinema çalışmalarımı, verdiğim emeği, bu konudaki eğitimimi bilemezlerdi. Herhalde bir müzikçinin fantezi olarak algıladılar bu girişimimi…
