Y
ilişivermiş, kendi halinde bir
balıkçı lokantası.
Doğal, yalın ve köküne kadar
Egeli.
Varoluşuyla ne yakamozlanan
denize hakaret ediyor, ne zeytin
ağacına, ne de üzümü şaraba çevi-
ren geleneğe.
Ege doğasının içine karışıvermiş
ve süssüzlüğü ile onun bir parçası
olmuş.
Kapının önüne uzanmış bir kaç
tembel kedi ve boz renkli sokak kö-
peği.
Onlar da bu uyumun değişmez
aktörleri arasında.
Kimse tekmelemiyor bu barışse-
ver yaratıkları; kimsenin aklına iç
paralayan zehirler gelmiyor.
Kendi iradeleri dışında geldikleri
bu dünyadan bütün bekledikleri;
önlerine atılacak bir parça yiyecek
ve arada bir kafalarını okşayacak,
şefkatli bir insan eli.
İşte hepsi bu!

***
L
okantanın sahibi Çakıroğlu,
Istanbul Sarıyer'de doğup bü-
yümüş.
Denizci bir aileden geliyor. Meş-
hur Andon'un yetiştirmesi.
Hani her gün büyük bir titizlikle
koruduğu sakız gibi bembeyaz önlü-
ğünü gösterip "İşte bu benim na-
musumdur!" diyen Andon'un.
Bu mirası, bu kültürü korumak
istiyor.

★★★
G
eçenlerde bir yeni zengin
grubu gelmiş lokantasına.
Mücevherli bayanlar ve şık
şıkırdım beylerden oluşan 15 kişilik
bir grup.
Boynu fularlı, kolu rolex'li bir
bey balık tezgahına yanaşmış. Önce
istakozu göstermiş.
"Bu kaça?"
Çakıroğlu fiyatını söylemiş.
"Ooo!" demiş adam. "Ne ka-
dar pahalı yahu. Bunun fabrika-
sını kurup üretmeli."
Böylece ayak üstü iş dehasını is-
patladıktan sonra büyük bir orfozda
karar kılmışlar.
Ama daha önceden o kadar çok
yemiş içmişler ki orfoz pişirildikten
sonra el sürülmeden kalmış.
Çakıroğlu bunu tahmin ettiği
için yanında çalışanlara demiş ki:
"Bugün personel yemeği yok
arkadaşlar. Orfoz yiyeceksi-
niz."
Yemekten sonra fularlı, rolex'li
bey, Çakıroğlu'na bir kaç soru sor-
muş.
"Buralar güzelmiş. Yer alsak
da yerleşsek. Var mı satılık ev-
ler, araziler."
Çakıroğlu'nun dünyası başına
yıkılır gibi olmuş.
Cenneti cehenneme çevirecek
insanların doldurduğu bir kıyı gelmiş
gözünün önüne.
Neonlar, lüks jipler, dev gibi ev-
ler, gürültülü partiler, turistik lokan-
talar, sonuna kadar açılmış müzik,
diskolar vs.
Demiş ki "Var olmasına var
ama..."
"Eee?" diye sormuş adam
"Aması ne?"
Çakıroğlu bir sır verir gibi yaklaş-
mış adama.
"Siz yabancı değilsiniz diye
anlatıyorum." demiş. "Buralar
çok tehlikelidir. Kışın dağlar-
dan eşkiya iner. Yazın hırsızlık-
tan cinayetten geçilmez. Adam
kaçırma, ırza geçme... hepsi
burada. Bir de denizde köpek-
balıkları. Geçen sene kaç kişiyi
parçaladılar. Turistler kaçma-
sın diye anlatmıyoruz bunları."
Adamın beti benzi atmış.
"Aman" demiş. "Yeriniz sizin
olsun kardeşim, istemem."
Ve arabalarına atladıkları gibi
apar topar gitmişler oradan.
Denizinin namusunu koruyan
Çakıroğlu ise memnunmuş.
Ustası Andon'un sakız gibi bem-
beyaz önlüğüne karşı görevini yeri-
ne getirdiği için...