Hiç umudum yoktu ama şimdi neredeyse bizde de İtalya’daki “Temiz Eller” operasyonunun başlayacağına inanmaya başladım. Yolsuzluk dosyaları birbiri ardına patlıyor. Gazetelerin manşetinde her gün yeni bir yolsuzluk söylentisi. İddialar, savunmalar, tanıklar, belgeler, basın toplantıları birbirini kovalıyor. Ama dikkat edin bunların hiçbiri, toplumdaki temizlenme ihtiyacından kaynaklanmıyor. Toplumun büyük bölümü, yöneticilerinden hesap soracak durumda değil. İtalya’da soruluyor bu hesap ama unutulmasın ki aynı halk on yıl öncesine kadar İtalyan Komünist Partisi’ne yüzde kırktan fazla oy vererek birinci parti yapıyordu. İki toplum arasında fark var. Dün televizyon muhabirlerinin sokaktaki insanla konuşmalarını dinledim. Ev hanımları, genç kızlar, genç erkekler ağız birliği etmişçesine Hayri Kozakçıoğlu ile ilgili yolsuzluk iddialarını reddettiler. “Kesinlikle inanmıyoruz.”dediler. Sakallı bir adam “Yapmıştır.” dedi. Bir hanım da “Belgeler incelensin. Ortaya sağlam deliller çıkarsa inanılır.” diyerek düşüncesini belirtti. Diğerleri hemen “Olamaz! Olamaz!” diye ayağa kalktılar. Bunu nereden biliyorlardı? Neden bu kadar emindiler? “Sanmıyoruz, ama belgeleri görmek gerekir.” cevabını niye veremediler. Aynı kişiler Ergun Göknel yolsuzluğuna hemen inanıvermişlerdi. Hayri Kozakçıoğlu’daki fark Türkiye’de “güvenlik” denilen tabu perdesinin arkasında olmasıydı.

Bizdeki yolsuzluklar, kişilerin birbirini çekememesinden ve kişisel düşmanlıklardan açığa çıkıyor. Toplumsal bir hareket değil. Toplum ne yazık ki böyle bir arınma isteyecek noktada değil. Ne var ki şu günlerde herkes gözünü birbirine dikmiş durumda. İnsanların yaşamı, mal varlığı ve yaptığı işler kıskanç gözlerce inceleniyor ve herkes birbirinin açığını arıyor. Belki de bundan sonra yolsuzluk yapmak, eskisi kadar kolay olmayacak. Geleneksel Türk kıskançlığı ilk kez bir işe yarayacak.

Bu kez de hırsızlık ve yolsuzluk konusundaki paranoyaya dikkat etmek gerekiyor. “Vur deyince öldürmek” huyumuzdur ya… Her konuyu iyice aşırılaştırıp cılkını çıkarırız ya… Şimdi de yolsuzluk konusunda böyle bir tehlike var. Herkes modaya uyup birbirini suçlamaya başlarsa sap iyice samana karışır. “Vay adamın banka hesabı var. O banka ise üç sene önce yolsuzluğa karışmıştı. “Bilmem kim, bilmem kimin sünnet düğününe gitmişti. Oysa adam on beş yıl önce bilmem kimin ortağıymış. Demek aralarında iş çevirdiler.” gibi zehir hafiyelikler hem gerçek yolsuzlukların görülmesini engeller, hem de bir takım namuslu insanları intihara kadar sürükleyecek bir krizin eşiğine getirir.