Alman filozof Emmanuel Kant o kadar dakik bir insanmış ki akşamüstü çarşıdan geçerken onu görenler “Bay Kant yürüyüşe çıktı. Demek ki saat tam 5, saatlerimizi ayarlayalım” derlermiş. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yılbaşı mesajını okuyunca bu anekdot aklıma geldi. Keşke herkes bu konuşmaya göre ayar yapsa, konumunu gözden geçirse diye düşündüm. Cumhurbaşkanı iyi bir doktor gibi, Türkiye’nin damarlarının tıkandığı noktaları bir bir işaret ediyor. Bu düzeyde bir konuşma yapabilmesinin birkaç nedeni var: Bunlardan en önemlisi, bir beklentisi olmaması. Gerçekleri kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükmeyi gereksinmiyor. Olduğu gibi söylüyor. İkincisi, iyi bir yargıcın akıl yürütme ve analiz gücü, üçüncüsü ise Çankaya’da geçen yılların kazandırdığı deneyim. Ama bunların en önemlisi iyi niyet.
Cumhurbaşkanı’nın neler söylediğini hatırlayalım: 1.Yapay gündemlerle uğraşmayın. Türkiye’nin temel ve gerçek sorunlarına eğilin.2. Devlete yurttaşlık bağıyla bağlı herkesin Türk sayılması etnik kimlikleri yadsımaz. 3. Ulusal kimlik bilinci gelişmeden tekil devlet olmaz.4. Anayasa’daki ulus anlayışı ırksal ve dinsel niteliklere dayanmaz. 5. Siyasetin yargıdan elini çekmesi gerekiyor. Bir parti mensubu olan Adalet Bakanı ve onun emrindeki müsteşarın HSYK’de yer alması adaleti zedeler. Herhalde bu sözlere ve ilkelere itiraz edecek aklı başında kimse yoktur.
Şimdi gelelim Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’de rejimi tıkama eğilimi gösteren iki noktadaki uyarılarına: Yolsuzluklar devlete duyulan güveni sarsıyor. Daha etkili mücadele edilmeli. Cumhurbaşkanı bunun yolunu da gösteriyor: Milletvekili dokunulmazlığı kaldırılmalı. Yetkiyi elinde tutan ama eylemlerinden dolayı yargılanamayan insanların iş başında bulunduğu bir sistemde yolsuzluğa karşı nasıl mücadele edilebilir ? Elbette edilemez. İkinci önemli uyarı da seçim barajları konusunda. Bugünkü parlamento seçmen iradesinin ancak yüzde ellisini yansıtıyor. Yüksek baraj yüzünden milyonlarca oy çöpe gitti ve iki parti, hak etmedikleri kadar büyük bir milletvekili sayısına kavuştular. Bunun büyük bir adaletsizlik olduğu ve temsil ilkesini yaraladığı çok açık. Meclisteki partiler bir araya gelse milletvekili dokunulmazlığını kaldırsa ve seçim barajlarını düşürse Türkiye’de birçok sorun çözülecek. Ama bunu yapabilmek için iyi niyet gerekli. İşte Cumhurbaşkanı’nda bulunan ama siyasi partilerde bulunmayan en önemli özellik bu. Siyasiler gerçeği işlerine geldiği gibi eğip büktükleri için bu kadar yalın ve doğru uyarılar bir türlü hayata geçirilemiyor ve Türkiye patinaj yapıp duruyor. Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını okuduğum zaman “Keşke Türkiye’de başkanlık sistemi olsaydı” diye düşündüm. “Ama Sezer’in başta kalması koşuluyla”. Bu dileğimin demokrasiyle çeliştiğini söyleyenler olabilir ama dört seçmenden birinin oyunu alarak meclisin üçte ikisine hakim olmak ne derece demokratik?
