Hani geziden dönenlere; "Yediğin içtin senin olsun, bize gördüklerini anlat." denir ya, bugün biz bu kurala uymayıp, yediğimiz içtiğimizi anlatacağız.

Çünkü Çin mutfağı dünyanın en zengin koleksiyonunu içeriyor ve her yerde inkar edilemeyecek bir üne sahip.

Gezdiğimiz her Çin şehrinde ya belediye başkanı ya da vali bir yemek verdi. Özel salonlarda gerçekleştirilen bu yemeklerde, masaya oturulmadan önce kısa bir sohbet geleneği var. Bu arada yırtmaçlı, ipek giysiler içindeki kızlar sıcak havlu ve yeşil Çin çayı sunuyorlar.

Yuvarlak yemek masalarında gümüş çubuklar ve bir kaşık bulunuyor. Önünüze koydukları, çoğu zaman Çince, bazen de İngilizce ikram listesinde en az yirmi beş yemek bulunduğunu görünce şaşırıyorsunuz. Ama küçük tabaklarda tadımlık olarak sunulan yemeklerin çoğu yenebiliyor.

Yuvarlak masanın ortasındaki küçük yuvarlak cam, bir eksen etrafında dönüyor. Böylece herkes camı çevirerek istediği yemeği ya da sosu önüne getirebiliyor.

Çin'de dört beş büyük yemek üslubu var. Kültür Bakanlığı Özel Kalem Müdiresi Gülgün Perkins'in keşiflerine göre, bizim damak tadımıza en çok uyanı Sechuan tarzı yemekler.

Ekmek ve tatlı yenmediği için yemekler şişmanlatıcı değil. Soya dışında yağ da kullanılmıyor. Dolayısıyla ne kadar yerseniz yiyin, kilo almıyorsunuz.

XXX

İlk davetten itibaren, sofraya gelen her yemeği sorduk ve bunun ne kadar yararlı bir yöntem olduğunu sonradan anladık.

Bir öğle ikram edilen "Köpek balığı yüzgeci çorbası" ve "Ördek tabağı"nı, Profesör Engin Özgen dışında hiçbirimiz yemedik. Ama her şeyi tadarak, değişik kültürleri tanıma yöntemini benimseyen Özgen, Türk Kültür Heyeti adına en büyük fedakarlığı gerçekleştirdi ve sofraya getirilen yılan yemeğini yedi. Onar santim boyundaki küçük yılanların sunulduğu yemek Fikri ve Serap Sağlar'ın önünden geçirilirken, Bakan ve eşi salon tavanlarındaki süslemeleri izlemeye ve masaya bakmamaya çalışıyorlardı. Bir haftalık gezi boyunca aç gezen Danışman Nebahat Hanım ise neredeyse gözlerini kapatmıştı.

Yılanlar dolayısıyla açılan bir sohbette Çinliler'in herşeyi yediğini öğrendik. Neler neler yoktu bu listede.

Her türlü yılanın eti çok makbuldü.. Hatta lüks otellerde "Piton yılanı başı" diye bir delikates mevcuttu.

Tarla fareleri ve hamamböcekleri de yemek listesinde bulunuyordu.

Soruşturma sırasında köpek de yediklerini öğrendik.

En çok merak ettiğimiz ise, masaya canlı getirilen maymunların kafatasını kırarak beynini yeme alışkanlığı idi.

Bir ara Güneş Taner'in bu yemeğe çok meraklı olduğu dedikodusu bile yayılmıştı.

Çinli yetkililerden üzülerek öğrendik ki Hong Kong'ta böyle bir adet varmış.

Gerçekten de zavallı maymunların canlı canlı beyni yeniyormuş.

XXX

Soluk alıp veren, korkan, üzülen, heyecanlanan ve sevgi isteyen diğer canlılara böyle davranan insanoğlu, kendi soyuna nasıl barış ve sükun getirecek?

İnsanlar, canlı maymunun beynini yeme tekniğiyle uğraşacaklarına kendi beyinlerini biraz geliştirselerdi, herhalde daha mutlu, daha adil bir dünyada yaşıyor olacaktık.