Cumartesi günü CHP yeni parti meclisini seçecek. Blok liste mi, çarşaf liste mi olacak tartışılıyor. CHP’deki ne ilk ne de son kavga. Bu pilav daha çok su kaldırır. Neyse… CHP için hayırlı olsun deyip, başımdan geçen ve cennet vatanımızda siyasetin ne anlama geldiğini anlamama vesile olan bir anımı aktarayım.

Yıllar önce bir CHP kurultayı vardı. Böyle kurultaylarda sabahlanır, sandıkların başında durulur, şafak sökerken de sonuçlar açıklanır. Kurultayın ilk günü, gazeteci dostum İdris Akyüz yanıma geldi ve “ben delegenin nabzını tuttum Parti Meclisi’nde en yüksek oyu sen alacaksın“ dedi. ‘Yok canım, olmaz öyle şey!’ dedim. İstanbul’a gittim. Ertesi sabah erken saatlerde Zafer Mutlu aradı. “Tebrik ederim“ dedi. ‘Neyi?’ dedim. “Sen kurultay salonunda değil misin?“ dedi. ‘Hayır!’ dedim. ‘Yanındaki evdeyim. ‘O sırada komşuyduk. “Hiç böyle şey duymadım“ dedi. Sonra haberi verdi. “Kurultay en yüksek oyu sana vermiş. ”Zafer eski Ankara gazetecisi olduğu ve siyasetçileri çok iyi bildiği için benim bu tavrıma şaşırmıştı. Sonra Ankara’dan ve basından telefonlar yağmaya başladı. Salondaki delegenin neredeyse tamamı âciz kulunuza oy vermek nezaketinde bulunmuştu. Bu birinci perde.

Ankara’da ilk parti meclisi toplandı. Kurultayda alınan oyları gösteren bir liste dağıtıldı hepimize. En çok oyu aldığım için benim ismim en baştaydı. Herkesin tanıdığı bazı ünlü CHP’liler ise çok az oy aldıkları için listenin en sonlarındaydılar. Parti Meclisi toplantısı yapıldı. Önceden hazırlanmış planlar uygulanarak, görevler belirlendi. Sonra bu görevlere göre yeni bir liste oluşturuldu, önümüze geldi. Kurultayın oluşturduğu listenin en sonunda yer alanlar, Genel Sekreter, MYK, Genel Sayman, Disiplin Kurulu gibi çeşitli tanımlarla, en başa gelmişlerdi. Aşağıda da alfabetik sıraya göre düz üyeler kalmıştı. Adım Z ile başladığı için en son sıradaydım.

İki listeyi yan yana koydum. Toplantı başlarken 1 numara. Toplantı biterken son numara. ‘İbret al!’ dedim kendi kendime. ‘İşte siyaset bu. İçin iyi niyetlerle kaynıyor ama sana burada hiçbir şey yaptırmazlar. ‘Yaptırmadılar da. Bir süre sonra parti meclisinden istifa edip yerimi bir arkadaşa bıraktım.

En güzel sözü de dostum Dr. Eser Alptekin’in rahmetli annesi Hatice hanım söyledi. Hasta yatağındaydı, ziyarete gitmiştim. ‘Oğlum seni Ankara’da çerçeveleyip duvara astılar. Kıpırdatmazlar’ dedi. Nur içinde yatsın. Haklıydı! Ankara siyaseti, benim hiç aklımın ermediği saray entrikalarından ibaretti.