Hiç karısını kıyma makinesinden geçirmiş bir adamla tanıştınız mı?Ben dün tanıştım.Ve insanoğlunun ruhundaki karanlığı sezmek, Freud’un anlatmaya çalıştığı yıkıcılığın örneğini görmek beni bir kez daha iliklerime kadar titretti.Bugün size bu ilginç ve korkunç hikâyeyi anlatacağım.
Yeni çıkan kitabımın basın görüşmeleri için Amsterdam’da birkaç gün geçirdim.Yayıncım olan Prometheus yayınevi aynı zamanda ilginç bir edebiyat dergisi çıkarıyor.Her sayıda ayrı bir konuya eğiliyor ve dergiyi gençlere hazırlatıyorlarmış.Son sayının konusu da “Ahlaksızlık” olarak belirlenmiş.Kanal kıyısındaki güzel yayınevi binasında bu dergi için bir kokteyl verdiler. Ben de katıldım.Orada beni, yaşlı, sürekli içki içmekte olan bir adamla tanıştırdılar ve dergide ondan söz edildiğini belirttiler.Pek üstünde durmadım.Daha sonra yayınevi sahibi Mai, bana adamın hikâyesini anlattı.Meğer o yaşlı adam yıllar önce polise karısının kaybolduğunu bildirmiş. Bütün arama taramalara rağmen kadın bulunamamış ve dosya kapanmış.Aradan bir yıl geçtikten sonra adam bir roman yazmış ve basılması için çeşitli yayınevlerine göndermiş.Roman, karısını öldüren ve kıyma makinesinden geçiren ama yakalanmayan bir adam üzerineymiş.Adını da Felemenkçe bir deyim olan “Çarşambaları kıyma günüdür!”den almış.Hiçbir yayınevi bu kitabı basmayı kabul etmemiş ama bazıları durumdan kuşkulandıkları için romanı polise vermişler.Polis romandaki ipuçlarını izleyerek sonunda bazı delillerle ulaşmış. Bu deliller sayesinde adamın işlediği cinayeti ortaya çıkararak dokuz yıl hapse atmışlar.Sonra adam çıkmış, sarhoş bir ihtiyar olarak hayatına devam etmiş.Dergiyi yayına hazırlayan gençler de insanoğlunun ahlak düşüklüğüne örnek olarak bu adamı seçmiş ve dergide ondan söz etmişler, yazdığı romandan da bir parça yayınlamışlar.Beni tanıştırdıkları sarhoş ihtiyar meğer böyle bir canavarmış.Hikâyeyi öğrendikten sonra epey düşündüm.Bu adamı roman yazmaya ve işlediği cinayeti anlatmaya iten dürtü neydi acaba?Raskolnikov gibi bir vicdan azabı mı, kendi zekâsına duyduğu aşırı hayranlık ve övünme isteği mi?Bir sırrı daha fazla taşıyamamama durumu mu?Bunları bilebilmemize olanak yok ama galiba Freud haklıydı: İnsanoğlunun karanlık ruhunun derinliklerinde bir yerlerde, korkunç biri yıkıcılık gizli.Bazı mekanizmalar (Nazi dönemi ya da iç savaşlar gibi) bu dürtüyü harekete geçirince, felaketlerin önü alınamıyor.
