Yazının başlığını “Bir dokun bin ah işit kase-i fağfurdan” koyacaktım ama genç kuşağı zora sokmamak için “kase-i fağfur”un Türkçe’sini kullandım. Bu Çin kaselerine bir fiske atarsanız dakikalarca iniltisi sürer. Dünkü yazım da (gelen iletilerden anladığım kadarıyla) bir kase-i fağfur gibi yankılanmaya devam diyor. Bu da baş örtüsünün hâlâ ne kadar önemli bir sorun olduğunu göstermesi yanında başka bir şeyi daha açığa çıkarıyor. Düşünmeyi pek az biliyoruz. Yazılardan niyet okuyoruz ve bu niyet bizim niyetimize uygunsa övüyor, değilse eleştiriyoruz. Böyle düşünme biçimi olmaz. Çünkü “niyete bağlı düşünme”, en kötü düşünme biçimidir! Örnek olarak dünkü yazıdaki temel soruyu tekrar ele alalım: Son zamanlarda yaygınlaşan tek tip baş örtüsü bağlama biçimi dini bir gereklilik midir yoksa bir moda ya da giyim özgürlüğü sorunu mu? Çünkü bazı çevreler eşarbı çenenin altından fiyonkla bağlamama ve ille de bir tek tarzda takma ısrarını “Allah’ın emri” diye sunuyorlar. Bu soruyu sormak, beni kişisel özgürlüklere karşı bir kişi haline getirmez. Hatta tam tersine benim baş örtüsü konusundaki fikrim; “Kamu hizmeti veren kişinin dinsel simge taşıyamayacağı ama hizmet alanın istediği gibi giyinebileceği” biçimindedir. Ama gelin elmalarla armutları birbirine karıştırmayalım, işi netleştirelim. Rengarenk bir baş örtüsünü ille de belli bir biçimde bağlamayı, bunun dışındaki geleneksel baş bağlama yöntemlerine tepki göstermeyi “Allah’ın emri” olarak değil, bir takım dünyevi nedenlerle açıklamak daha gerçekçi bir tavırdır. (Durumu böyle açıklayan okurlara teşekkür ederim.) Askeri Müze yetkilisinin “Şu eşarbı analarımız gibi başının altından bağlayıver!” önerisini geri çeviren diş hekimi hanım, belki bireysel bir tepki koyuyor, belki kendi grubuna aidiyet duygusu taşıyor, belki giyimine kimsenin karışmamasını istiyor, belki siyasi bir simge oluşturuyor; bunlar tartışılabilir. Kimi hak verir kimi vermez; ben işin burasında değilim. Ama şunu artık anlayalım ki: Bu mesele güncel, siyasi ve dünyaya ait bir meseledir.
Bir süre önce türbana yatkınlığıyla bildiğim bir gazeteci arkadaşım benimle röportaj yaparken bu sorunu dile getirdi. Ben de “Türban siyasi bir hareketin simgesi ise başka, bireysel giyim tarzı ise başka” cevabını verdim. “Siyasi simge olduğuna nasıl karar vereceksiniz?” dedi. “Size bir soru soracağım” dedim. “Geçen hükümet zamanında üniversitelerin önünde türban gösterilerinden geçilmiyordu. Bu kardeşlerimiz şimdi niye sustular?” “Tabii bu hükümeti zora sokmak istemiyorlar. Eylemlere son verdiler” dedi. “Yani” dedim “Eşzamanlı, organize ve siyasi bir karar alındığını mı söylemek istiyorsunuz?” Afalladı ve ikimiz de güldük.
Dün gelen okur mesajlarından bazıları, baş örtüsünü çenenin altından bağlamanın kadının gerdanını göstereceği için günah olduğunu yazıyor. Buna da Kuran surelerini örnek veriyor. Ben “Meğer ninelerimiz günah işlemiş!” derken acı bir ironi yaptığımı sanıyordum ama demek ki gerçekten böyle düşünenler var. Demek ki Türkiye’de son beş on yıllık baş bağlama metodu ortaya çıkana kadar bütün Müslüman kadınlar günah işlemiş. Unutmayın ki Afganistan’da burka giyen kadınlara göre de bizim kızlarımız günah içinde. Bu işin sonu gelir mi?
