"Şimdiki düzensizlik sürerse, Türk sineması toplumca yitireceğimiz çok şeyden sadece biri olacak."
Sevgili Atilla Dorsay böyle nokta.

Gerçekten de Türk sineması can çekişiyor ve yokolma noktasında.

Böyle bir ortamda film yapmaya kalkmak, delice bir cesaretle, büyük bir para kaybını göze almak demektir.

Sinemaya yatırım yapan büyük şirketler olmadığı için, yaratıcılar kendi adlarına firmalar oluşturarak, para bulmaya ve film çekmeye uğraşıyorlar.

Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Ali Özgentürk, Erden Kıral, Yavuz Özkan, Şerif Gören, Zeki Ökten gibi yönetmen arkadaşların hepsi, bir ya da bir kaç firmanın kurucusu, hissedarı, bazan da sahibi oluyorlar.

Ben de zaman zaman böyle çabaların içinde oldum. Son olarak yeni kurulan bir yapım şirketinin, sembolik de olsa hissedarları arasında yer aldım.

Birkaç gün sonra gazetelere baktığımda gördüm ki; iş adamı olmuşum(!).

Eksik olmasınlar, bir takım gazeteci arkadaşlar böylesine sembolik bir film desteğini işadamlığı olarak yorumlamışlar.

Tam "dostlar alışverişte görsün." misali bir işadamlığı bu.

Daha önceki deneylerden biliyorum ki, bugün bir Türk filminden para kazanmak mümkün değildir.

"Yer Demir Gök Bakır" ve "Sis" adlı filmleri, müzik gelirlerimizle finanse ettik ve hem Türkiye'de hem de dünyanın bir çok ülkesinde gösterime malarına rağmen zarar ettiler.

Bunu baştan da biliyorduk.

Zaten film şirketi kurmuş olan sanatçı arkadaşların hiç biri para kazanma amacı taşımıyor. Çünkü imkansız olduğunu biliyorlar. Ya reklam filmi çekerek kazandıkları paraları yatırıyorlar ya da evlerini barklarını satıyorlar. Tek dertleri film yapabilmek.

Türkiye'deki bir başka yanılgı da, devletin Türk filmciliğine verdiği destek konusunda yaşanıyor.

Bugün Kültür Bakanlığının filmlere destek olarak verdiği beşyüz milyon lira doğru dürüst bir filmin ön araştırmasına zor yeter.

Bu paranın da yarısı borç.

Bütün gelişmiş ülkeler sinema sanatını yaşatabilmek için, inanılmaz ölçüde destek sağlıyorlar. Yoksa ortalık seks ve şiddet filmlerine kalıyor.

Devletin nitelikli sinemaya sağlayacağı desteği, opera, bale ve klasik müzikle aynı çerçevede görmek gerekir.

Nasıl filarmoni orkestraları devlet desteği olmadan yaşayamazsa, nitelikli sinema da yaşayamaz.

Ama nedense, seks ve şiddet dışında film yapma derdine düşmüş yönetmen arkadaşların destek arama çabaları, düşmanca bir tutumla karşılaşıyor. Ülkenin önde gelen yönetmenleri, devleti çarpmaya çalışan çıkarcılarla bir tutuluyor.

Oysa projelerine destek sağlayabilmeleri çok güçtür. Bir sürü bürokratik engelleri aşmaları gerekir.

Bunu başarsalar bile alacakları destek seksen bin dolar civarında komik bir paradır.

Devletin yüzmilyarlar ölçüsünde dolandırıldığı Türkiye'de, yönetmen arkadaşların aradığı küçük destekler göze batıyor.

Ve bazıları bu özverili sanatçılara yüklenmeyi marifet sanıyor.