Balzac, kral yanlısıydı. Cumhu-
riyetçilere karşı, kraliyeti savun-
muştu.

O dönemde böyle tartışmalar
gündemdeydi. Fransız aydınları,
kraliyetle cumhuriyet arasında se-
çim yapmak ve kendi ahlaki he-
saplaşmalarını görmek zorunda
kalmışlardı.

Ama bugünün Fransız aydını
bu sorunla uğraşmıyor. Sibernetik,
gen teknolojisi ve bilgisayarlarla
genişlemiş olan ufkunda böyle tar-
tışmalara yer yok.

Geçmiş krallarla ilgili bir kamp-
laşmaya rastlamak mümkün değil.
Paris'te 14. Louis'yi tutanlarla,
ona karşı olanlar diye bir aydın sı-
nıflamasına rastlayamazsınız.

Böyle bir şey söylerseniz güler-
ler.

Almanya'da da aynı durum söz
konusudur.

Kaiser Wilhelm'cilerle, ona
karşı olanlar diye bir bölümleme
herkese çok saçma ve gülünç gelir.

Amerika'da Lincolncülerle,
anti-Lincolncüler arasında bir
kavga, hayal dahi edilemez.

Gelgelelim Türkiye'mizde bu
durum tersine döner ve Abdül-
hamid'i sevenlerle, ona karşı
olanlar arasındaki kavga bütün
gücüyle sürüp gider.

Bu Osmanlı Padişahı, bazı gaze-
teler için "Ulu Hakan Abdülha-
mid Han", bir başka kesim içinse
"Kızıl Sultan"dır.

Abdülhamid için, bu iki sıfat-
tan birini kullananlar, diğerini kul-
lananlarla görüşmez, konuşmaz,
bir masada oturmaz, hatta o kesi-
mi doğal düşmanı sayar. Oysa
aradan bunca yıl geçtikten sonra
önemli olan şey Abdülhamid
döneminin soğukkanlı ve yansız
bir değerlendirmesi olmalıdır.

Türk siyasi geleneğine damgası-
nı vurmuş önemli bir imparator
olarak bilinmeli ve incelenmelidir.

Birkaç yıl önce Abdülhamid'in
anılarını okurken şaşırtıcı cümleler-
le karşılaştım. Selanik sürgünü
olan padişah, kendisini indirmiş
olan askerleri eleştiriyor ve onları
siyaset bilmemekle suçluyordu.
"Şimdi Selanik'i vermeye ha-
zırlanıyorlar" diyordu. "Oysa
bilmiyorlar ki Selanik en
önemli şehirdir. Eğer Sela-
nik'i verirlerse imparatorluk
da elden gider."

Sürgün yaşamında Fransızcasını
ilerletmeye çalışan ve marangozluk-
la ilgilenen Abdülhamid'in "hal-
li", yani indirilmesi Türk siyasetinin
en önemli bir kaç olayından biridir
bence.

Biz bugün, yakın tarihimizdeki üç
askeri darbeyi tartışıyor ve bu gele-
neği 27 Mayıs 1960'la başlatıyor-
sak, yanılgı içindeyiz demektir.

Bu gelenek Abdülhamid'in indi-
rilmesiyle başlamıştır.

Ondan önce öldürülen, idam edi-
len padişahlar olmuştur ama onların
hiç biri Türk asker ve sivil aydınının
savunduğu ve ilericilik olarak sun-
duğu eylemler değildir. Suçtur.

Oysa Abdülhamid'in "halli",
bir kesimin bugün bile savunduğu,
"zor kullanarak ilericilik" gele-
neğinin başlangıcıdır.