GÜNEYDOĞU gibi kültürlerin, soyların, dillerin, geleneklerin harman olduğu bir yörede gezerken, zaman içinde bir yolculuğa çıkmış gibi oluyorsunuz.

Türk, Arap, Kürt, Ermeni, Süryani, Yezidi, Roma gelenekleri, yapıtları birbirinin içinde erimiş.

Her köşede karşınıza başka bir uygarlık, başka bir töre, başka bir anıt çıkıyor.

Cendere köprüsü, bunların en etkileyicilerinden biri.

Milattan sonra 1. yüzyılda Roma lejyonu tarafından yapılmış olan Septimius Severus köprüsü bu. Roma İmparatoru Septimius Severus, eşi Julia Domna ve oğulları Carcala ile Geta onuruna yapılmış.

Ve köprünün iki başına, dört aile bireyini temsil eden dört sütun dikilmiş.

Şimdi üç sütun var.

Çünkü iki kardeşten Geta, Carcala tarafından öldürülünce, onun adına dikilen sütun ortadan kaldırılmış.

ŞİMDİ oralara gitseniz, Kahta Çayı üzerindeki bu köprünün güzelliğini ancak hayalinizde canlandırabilirsiniz.

Çünkü bize emanet edilen bu dünya mirasını yavaş yavaş yok ediyoruz.

Önce 40 tonluk tanker kamyonlarını geçire geçire köprünün omurgasını bozuyoruz.

Sonra da "restorasyon" adı altında, 1900 yıldır orada duran dünya güzeli taşları mermer tozundan yapılmış dökme taşlarla kaplıyor ve böylece ünlü Roma köprüsünü İstanbul'un kaçak yapılarına benzetiyoruz.

Bir be - te - be'yle kaplanması eksik!

CENDERE köprüsünde tarihe ve insanlığa karşı bir suç işleniyor.

Antik taşları yapay malzemeyle kaplama fikri, bazı müteahhitlere büyük paralar kazandırmaktan öteye bir anlam taşımıyor.

Zaten köprünün hemen üstüne yapılmış olan "dinlenme tesisleri" yeteri kadar canına okumuş ortalığın.

Kültür ve Turizm bakanlarını, bir hafta sonu bu köprüyü ve restorasyon adı altında işlenen cinayeti görmeye davet ediyorum.

Eminim ki onların da içi sızlayacak ve bu önemli eserin yok edilişine dur diyecekler.